"My name is Bond, James Bond!\". Bu repliği dünyada bilmeyen insan yoktur sanırım. Süper kahramanlar ve olağandışı karakterler sinema ve film dünyasında her zaman olmuştur, çoğu kahraman da fazlasıyla sevilmiştir fakat James Bond\'un bu süper kahramanlardan farklı bir tarafı her daim bulunmuştur. Onlar gibi süper güç, uçabilme, ışın saçan gözler gibi güçlere sahip olmamasına rağmen dünyayı kurtarmıştır. 1962\'de Dr. No fimiyle çıkışından bu yana bilimkurgu ve aksiyon seven insanlar her filmini takip etmişlerdir. Belki gözlerinden ışın saçamıyordu fakat lazer ile camları kesebildiği bir saati veya uzaktan kumandayla yönetebildiği savaş uçakları vardı. Tabiki Bond otomobillerinin yerleri ayrı olmuştur. Telefondan kontrol edilebilen BMW 750iL, kızak sistemine sahip Aston Martin DBS, deniz altında giden Lotus Esprit S1 ve her türlü silah teçhizatına sahip James Bond\'la özdeşleşmiş Aston Martin DB5 akla gelen ilk Bond araçlarındandır. Her filmde yeni teknolojilerle ve bambaşka bir aksiyonla çıkan 22+2 filme sahip bu yapım (2 film yasal boşluklardan yararlanılarak başka bir firma tarafından yapılmış) bize kontrol imkanını ise ilk 1983\'te Atari ile vermişlerdi fakat asıl çıkış 1997\'de Nintendo-64 için piyasaya sürülen 007 GoldenEye oyunu ile oldu. Bu yapım öylesine beğenilmişti ki N64\'ün en iyi FPS oyunlarından birisi sayılır, hatta IGN 9.7 Gamespot 9.8 Metacritic ise 96 puan vermiştir bu oyun için. Ardından oyunun lisansını EA aldı ve TPS\'ye dönüştürdü, 1999\'da bu kez Tomorrow Never Dies ile PS\'nin o yıllar için en iyi Third Person Shooter oyununu gördük. Arada çıkan başka oyunlar oldu ve ardından PC\'lerimize 2002 yılında Nightfire ile Bond merhaba dedi. Fakat ardından ne yazıkki yeni oyunlar çıksada pek dikkat çekmedi ve sonrasında Activision olaya el attı, önce deneysel bir Quantum Of Solace oyunu gördük, Bond hayranları tarafından sevilse de yine ilgi görmeyen bir oyun oldu ama Activision bu oyunu herkese kabul ettirmeye hazırdı ve işi Bizarre Creations\'a verdi. Şimdi karşımızda Ajan 007\'nin yeni hikayesi Bloodstone!
-Oğlum o silah ne? -Yadırgama, şimdi moda bu... Burası İstanbul!
Oyunun Bizarre Creations tarafından çıkarılacağını ilk duyduğumda bir şaşkınlık ifadesi sardı beni. Her ne kadar çok eğlenceli yapımlar sunduklarını bilsemde (Blur) genelde yarış oyunları üzerinde çalışan bir stüdyoydu, bu noktada referans olarak kendime The Club oyununu aldım ve yine iyi bir oyun çıkacağını varsaydım. The Club oyunu 2008\'de çıktığında çok ses getirmesede beğenilmişti, şimdi Treyarch\'tan da destek alacaklarını düşününce daha iyi bir şeyler bekliyordum. Gerçi Treyarch Call Of Duty\'le ilgileneceğine niye James Bond\'a karışıyor anlamadım. Neyse... Oyunumuzun konusu klasik James Bond filmlerinden, biyolojik silah kullanarak dünyayı ele geçirmeye çalışan bir örgütü çökertmeye çalışıyoruz. Tabi bunu yaparken farklı noktalarda hedeflerimizi öldürmeye çalışıyoruz. Farklı nokta dediysek adeta Seksen Günde Devr-i Alem modunda dünyanın bir o ucuna bir bu ucuna gidiyoruz. Gideceğimiz şehirler sırasıyla Atina, İstanbul (bizi pek heyecanlandırdı ilk duyunca), Monaco, Sibirya, Bangkok ve Burma bulunuyor. Her gittiğimiz mekanın kendine özgü yönleri var, mesela Monaco\'nun zenginliğini yaşarken İstanbul\'da Ayasofya\'yı görüyoruz ama bunun yanında yapımcı birazda basite kaçmış. İstanbul\'a ilk girdiğimizde İngilizce konuşanları gördüğümüzde ayıplıyoruz dışlandığımız konusunda fakat sonra görüyoruz ki her ülkede durum böyle. İstanbul\'a ilk girdiğimizde dedim çünkü oyunun ana senaryosu İstanbul\'da başlıyor, öncesinde ise Atina\'da kısa bir tutorial bölümü var. Burada tuşları ve telefonumuzun kullanımını öğreniyoruz, ve daha bismillah diyemeden tekneyle adam kovalamaya başlıyoruz.
Her bölüm başında gelen bir video ile birlikte bize görevimiz, hangi şehre gideceğimiz ve hedefimiz belirtiliyor, sonrada yollara düşüyoruz. Görevler genelde hedeften bilgi almak ve öldürmek üzere oluyor, aslında görev yapısı olarak oyun hep aynı çizgide devam ediyor olsada mekan farklılığı ve aksiyon sizi ekran başında tutmaya yetiyor. Özellikle oyuncunun farklı yöntemler takip edebilmesi oyunu daha renkli hale getiriyor. Polat Alemdar misali ortaya atlamak veya sessizce ilerlemek tamamen sizin seçiminize kalmış bir olay. Fakat bu noktadaki özgürlük haritalarda ne yazıkki sunulmamış, hamster kafesi etkisi bu oyunda da var. Çevreyi görebiliyorsunuz fakat size sunulmuş çizgiden ilerisine gidemiyorsunuz, önünüzde bir boşluk var fakat oradan aşağı atlamanıza izin vermiyorlar (zaten niye atlayacağız manyak mıyız orası ayrı).
İstanbul\'dan biraz daha bahsedersek, bölümün başında kendimizi bir inşaat sahasında buluyoruz burada pek bir numara yok ama inşaat sahasından çıktıktan sonra Ayasofya, Galata Kulesi ve Boğaz Köprüsü gibi şehre özgü ikonları görebiliyoruz. En son olaraksa Marmaray\'ı ziyaret ediyoruz. Oyunda aksiyonun zaten durmadığını söylemiştim fakat bu anlardan birininde yaşadığınız şehirde geçmesi çok güzel deneyim oluyor. Farkettiyseniz çok fazla aksiyon dedim çünkü oyunun anafikri bu, \"salt aksiyon\". Hatta şöyle bir örnek verebilirim; İstanbul\'da geçen bölümün sonlarına ilerlerken Marmaray\'a giriyoruz, tam yan koridora doğru girecekken birden tünel açmakta kullanılan yeraltı matkabı çalıştırılıyor ve hızla inşaat platformlarından koşarak (birazda atlayıp zıplayarak) yan koridora ulaşmaya çalışıyoruz, en ufak bir hata ise Marmaray\'la bütünleşmemize sebebiyet veriyor.
Üstün İngiliz Mühendisliği. Ha bir de Üstün Alman Teknolojisi var ama biz onunla ilgilenmiyoruz.
James Bond\'un önemli noktalarından biriside tabiki sahip olduğu muhteşem teknolojidir. Silahlar, sağından solundan lazer çıkan kalem saat gibi hediyelik eşyalar (?), müthiş araçlar... Üstelik filmlerde ve son zamanlarda oyunlarda da sıkça gördüğümüz sıkıcı Amerikan propagandasından arınmış, safkan İngiliz mühendisliğinin harikalarıdır bu teknolojik aletler. Zaten James Bond gibi İngiliz kahramanı olan bir kişinin Amerikan malları kullanması ayıp kaçardı, gözümüze soka soka Amerikan propagandası yapılan oyunlardan sonra James Bond\'a daha bir ısındım, Bizarre Creations\'un İngiltere\'de bulunduğunu da hatırlatalım tabi. Stüdyo Activision\'a ait olunca Amerika\'ya toz kondurulmuyor, yinede en azından hiç Amerika\'dan bahsedilmemesi sevindirici. Bu seferki James Bond\'un daha bir zeki olduğunuda farkediyoruz, dersini iyi çalışmış ve tüm alet edavatı nasıl kullanacağını kavramış. Tomorrow Never Dies\'ta BMW 750iL karşımıza ilk çıktığında \"hacı nedir bu böyle?\" tarzı tepki veriyordu Bond kişisi (Pierce Brosnan abimiz). Gerçi önceki oyunlara ve filmlere göre oyunda teknoloji konusunda baya bir kısırlık var, her şeyi tek bir cep telefonuna sığdırmışlar ve bu öyle mübarek bir telefonki ortamdaki bütün düşmanları, checkpoint noktalarını, bilgi alma noktalarını gösteriyor, kamera ve giriş şifrelerini kırmayı tek başına yapıyor. Bari lazerli saat kalsaydıda şifre girme ünitelerini yaksaydık fakat bu bizi pek üzmüyor çünkü şifre kırma işini mini oyun tarzında yaparak bize bırakmışlar. Arabalarımızda ise pek bir numara yok fakat daha sonra onlardan bahsedeceğim.
007 Assassin\'s Creed
Oynanıştan ve yapay zekadan bahsedelim birazda. Bizarre Creations burada güzel iş çıkarmış diyebiliriz, GTA IV ve Gears Of War\'dan gördüğümüz siper alma sistemi bu oyunda da var, koşarken tek bir tuşa basıyoruz ve Bond en yakın noktaya siper alıyor. Eğer siper alacağı nokta uzaksa koşup o noktaya kayması güzel olmuş. Siper almak sadece kurşunlardan korunmaya yaramıyor, incelemenin başında da belirttiğim gibi isterseniz sessizce ilerleyebiliyorsunuz (Hitman oynamayı özlediğimi farkettim) ve bu yolu denemek isterseniz saklanmanız gerekiyor. E saklanıyoruz ama etrafı kolaçan eden görevliler var, bir şeyler yapmamız gerekiyor, işte bu noktada da takedown olayı düşünülmüş ve çokta güzel olmuş çokta iyi olmuş. Takedown sayesinde tek tuş ile birini pataklayabiliyoruz, her ne kadar dövüşe herhangi bir etkimiz olmasa bile bunları izlemesi zevkli oluyor çünkü bir çok farklı animasyon oluşturulmuş. Misal bir kutunun ardındaysanız hemen bekleyen görevliyi kutunun arkasına çekip sessizce gırtlağına basarak öldürebiliyorsunuz veya sizi görmeden arkasına yanaşırsanız önce dizine tekme atıp ardından şah damarına bir darbeyle yere indirebiliyorsunuz veyahut yandan gelen bir adamın silahına tekmeyi vurduktan sonra beynine beynine geçirebiliyorsunuz. Bu takedown olayı sayesinde oyun tam anlamıyla film havasına bürünüyor, ayrıca takedown\'un bir yararı daha var o da \"Focus Aim\". Her takedown hamlesinde size Focus Aim denilen bonusları veriyor (maksimum 3 tanesine sahip olabiliyorsunuz ama). Focus Aim ise tam olarak zamanı yavaşlatıp tek kurşunla düşmanı öldürmenizi sağlıyor, bazı yerlerde birden fazla düşman aynı noktada beklediğinden çokça işinize yarıyor. Ayrıca pek eğlenceli bir arkadaş olmuş bu Bond, bazı yerlerde oyun Prince Of Persia\'ya dönüşüyor sanki ve oradan oraya atlamaya başlıyorsunuz. Yapay zeka ise bazı yerlerde çok zeki bazı yerlerde tam bir gerizekalı. Mesela doğru noktalarda siper alan, kafayı çıkardığımız anda ateş eden veya saklanan, çevremizden kuşatmaya çalışan yapay zeka yeri geliyor 1 adım arkasından geçtiğinizde ruhu duymuyor. Neyse her insan süperzeka olacak diye bir şey yok diyip görmezden geliyoruz.
Yanlış yolda ilerliyorsun Bizarre Creations!
Bizarre Creations\'un yarış oyunları konusunda aşmış olduğunu söylemiştim. İlk F1 oyununu yapan stüdyo olmasının yanısıra Project Gotham ve Blur gibi harika yarış oyunları sunmuştu bize. İşte bu yeteneğini üşenmeyip buraya da taşımışlar. Oyunda özellikle araba kullandığımız bölümler harika şekilde yapılmış, hatta bilerek bölümün sonuna doğru reset atıp tekrar tekrar oynadım her seferinde. Kesinlikle Bizarre Creations bu başarısını kullanıp sırf arabalı bölümlerden oluşan James Bond oyunu çıkarmalı, zaten çoğu kişide oyunun en başarılı noktası olduğunda hemfikir. Daha önce EA Games bu yolda bir adım atıp 007 Racing oyununu PS için çıkarmıştı, içinde bir çok farklı bölüm ve farklı Bond araçları vardı, oyun genel olarak aşırı zor olmasına rağmen severek oynamıştım. Her aracın kendine has bir yol tutuşu ve sürati var. Özellikle Aston Martin DBS\'i kullanmak çok zevkliydi. Arabalı bölümler tamamen kovalamadan ibaret olsa da atmosfer çok iyi yansıtılmış, heleki bir tren kovalama sahnesi var dillere destan. Hızlı ve bol virajlı yollar, trafikteki araçlar, yıkılan köprü ve binalar, patlamalar arasında soluğunuzu tutarak bölümün sonuna kadar geliyorsunuz. Araçlarımızda herhangi bir silah bulunmaması üzücü fakat silah olsaydı kovalama sahnelerinin çabuk sona ereceğinden böylesi çok daha iyi.
Bu arada oyun grafiklerine pek dikkat etmeyen biri olduğumdan bahsetmedim fakat ülkemizdeki oyuncu profili grafiği önemsediği için söylemeliyim, grafiklerin gayet tatmin edici. Kurşunların yanınızdan kayıp gittiğini ve siperinize zarar verdiğini görebiliyorsunuz. Çok farklı mekanlarda geçmesine rağmen her yer için ayrı ayrı uğraşıldığı aşikar, ortam sizi adeta içine çekiyor. Yansımalar da çok iyi kullanılmış, oyun adeta gözlerinizi okşuyor denebilir. Ayrıca zehirli gaz salınan bir odaya girdiğinizde etrafın bulanıklaşması (ciddi anlamda bulanıklaşıyor, kamera falan dönüyor, görüntü bir acayip oluyor) harika bir detay olmuş, blur efekti basma basitliğine inmemişler.
Pantolonunu sevdim çıkar onu bebeğim hadi gel bize gidelim!
Ve tabiki Bond filmlerinin bir başka odak noktası olan Bond Babies (Bond Kızları) unutulmamış. Kadın izleyiciler için zaten Bond karakterinin kendisi fazlasıyla etkileyici (Sean Connery, Roger Moore, Pierce Brosnan ve Daniel Craig\'i çekici bulmayacak kadın var mı?), erkekler için ise o kadar teknolojik oyuncağın ve aracın arasında bir de Bond kızları daha çekici hale getiriyor seriyi. Yanımızda Nicole isimli çok güzel bir dişi bulunuyor, her ne kadar oyun sonunda bize ihanet etmiş olsa da kendine hayran bırakıyor. Nicole\'dan söz açılınca tabiki seslerden bahsetmem gerekiyor çünkü Nicole karakterinin modellendiği ve aynı zamanda seslendireni olan Joss Stone oyunun jenerik müziği I\'ll Take It All\'ı da yapmış. Dürüst davranmam gerekirse dinlediğim en iyi jenerik müziklerinden birisi, tamam bir çok oyun için kaliteli şarkılar kullanıldı fakat I\'ll Take It All sırf bu oyun için kaydedildiğinden yeri çok farklı. James Bond filmde de kendisini oynayan Daniel Craig, M ise yine filmde kendisini oynayan Judi Dench tarafından seslendirilmiş. Diğer karakterler herhangi bir filme ait değiller fakat seslendirmelerinin kaliteli olduğunu söylemeliyim. Her ne kadar kendi bölgelerinin dillerini konuşmasalar bile Rus ve Çin aksanı oyuna çok iyi yansıtılmış. Silah sesleri de çok iyi fakat el bombasından \"pıfff\" diye bir ses çıkıyor, sanki bomba değilde poşet torbayı şişirip patlatmışsınız gibi. Araç seslerinden bahsetmeye gerek bile duymuyorum çünkü yapımcımız zaten araba oyunları konusunda uzman olduğundan o işi çok iyi şekilde halletmiş.
My name is Bond! James Bond!
Yazımız aynen başladığı şekilde bitiyor. Grafikleriyle, sesleriyle ve aksiyonuyla bizi 4 saat kadar ekran başına bağlıyor yapım ve bir solukta bitiriyoruz. Ne yazıkki oynanır doğru düzgün bir multiplayer modu yok, keşke biraz daha çaba harcasalarmış bu konuda, muhtemelen şimdiden server\'lar boşalmıştır bile. Yinede Bond hayranları senaryo modunu en az 3-4 kere oynayacak kadar seveceklerdir. Özellikle zorluk seviyesini en yükseğe aldığınızda her attığınız adıma dikkat etmeniz gerekiyor. Call Of Duty Black Ops, Need For Speed Hot Pursuit, Assassin\'s Creed Brotherhood gibi yapımların çıktığı bir dönemde evlerimize konuk olması ise oyunun en büyük şanssızlığı, yinede bilgisayarınızda bulunsun derim, sıkıldığınız zaman girip hoş zaman geçireceğinize garanti verebilirim. Herkese bol oyun dolu günler :)
www.facebook.com/insertc0in
www.joyistik.com
Villi Lapsi
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
