Anthony Williams, kendi hâlinde, Los Angeles sokaklarında sefil bir şekilde yaşayan, çöpleri karıştırmaktan başka işi olmayan kirli sakallı bir adamdır. Monoton günlerden birinde, artıkları toplamış, otoyoldan evine doğru hamallık ederken, otoyolun biraz ilerisindeki köprüye bir uçağın düştüğünü görür ve mantık sınırlarını zorlayan macera başlar. Teröristlerin kasıtlı olarak düşürdüğü uçak zehirli bir atıkla doludur ve bu atıktan etkilenen insanlar zombiye dönüşmektedir. Bu tuhaf olayı takiben, deprem ve tsunami ikilisi vurur Los Angeles'ı. Yetmez, Meksika ordusu girer şehre; o da yetmez, meteor yağmuru başlar. Fakat en kötüsü henüz gelmemiştir: Üstüne bir de, Amerikalı Mcgee, Bad Day L.A.'i sunar.
Bad Day L.A., biraz önce sıraladığımız tüm felaketlerin ardından yaşanamaz hâle gelen Los Angeles'ın normal kalan ender insanlarından biri olan Anthony'nin durup dururken fakir bir sefilden, halk kahramanına dönüşmesini konu alıyor; oyun ilk duyurulduğunda fikir öylesine hoşumuza gitmişti ki, "bu oyun hit olur," diye düşünmüştük: Tüm bu felaket senaryoları, çizgi roman tarzı grafiklerle süslenip, müthiş espri ve dokundurmalarla desteklenecek, ortaya eşsiz bir Amerikan kültürü eleştirisi çıkacaktı, fakat her istenen gerçek olmuyor. Bad Day L.A., mümkün olduğunca kısaca değinilmesi ve değinildiği yerde kalması gereken, görmezden gelinmesi insan sağlığı açısından daha yararlı bir oyun olmaktan ve 17 yaş sınırına sahip olmasına rağmen 13 yaş ve altına hitap eden basit ve tekdüze bir oyun olmaktan öteye geçemiyor. Maalesef, yine, davulun sesi uzaktan hoş geldi; yaklaşınca başımızı şişirdi.
"GTAvâri", yani özgür olacağı söylenen işleyiş, etraftaki insanların sözlerine göre şekilleniyor ve asla özgür kalamıyoruz; özgürden de öte, aşırı derecede kısıtlı yaşıyoruz. Gördüğümüz neredeyse her statik insan, basit bir göreve yönelmemizi söylüyor ve inanılmaz derecede tekdüze bir şekilde, sırayla, beş zombi öldürüyor, beş masum kurtarıyor, yanan bir aracı söndürüyor, beş terörist öldürüyor, sonra yeniden beş zombiyle uğraşıp, yeniden beş masumla ilgileniyoruz; arada sırada da bir çocuğu hastaneye yetiştirmek gibi "karanlığın içerisindeki ateşböcekleri"yle karşılaşıyoruz. Ne kadar iyilik yaparsak tehlike seviyesi o kadar düşüyor ve işleri düzeltmeye başlıyoruz; fakat kötülüklere bulanırsak Los Angeles her geçen dakika daha beter bir hâl alıyor. Oyun aslında bundan ibaret, beşer beşer zombilerle ve insanlarla uğraşıp, ölmeyerek, Los Angeles'ı yeniden, bir zamanlar sahip olduğu ferah atmosferine kavuşturmaya çalışıyoruz. Bu işleyiş bırakın uzun bir oyunu, beş dakikalık bir oyun için bile gayet sıkıcı bir işleyiş olarak gözüküyor; fakat şayet vaadedilen espriler ve dokundurmalar yerini bulsaydı, gülebilseydik, en azından bir saat kadar bu monoton işleyişi kaldırabilirdik; fakat ortada ne dişe dokunur bir espri, ne Amerikan kültürüne ciddi bir dokundurma var. Oyun, eleştirmeyi plânladığı tabuların arasına girip, yok oluyor.
Görsel anlamda, daha "bu oyun hit olur," dediğimiz dakikalardan beri herhangi bir beklentimiz bulunmuyordu, basit çizgi romansal grafiklerin ve modellemelerin de bu renkli oyunun birer aracı olduğunu bilip, kendimizi esprilere ve alaylara verecektik, fakat grafiksel anlamda göstereceğimiz hoşgörü, düz yola koyulan görünmez engeller için asla geçerli olamazdı. Zaten karmakarışık durumdaki şehirde, etraftaki engellere takılmamızın yanında, görünmeyen, fakat bir şekilde var olan engellere de takılıyoruz ve ulaşım konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. İçinden geçilen saydam nesneler de cabası.
Sözü daha fazla uzatmak, zaman çalmaktan başka bir yarar sağlamaz; Bad Day L.A., yaratılış amacıyla üst düzey, fakat yaratılış sonucuyla vasatın altında bir oyun olarak, hayal kırıklıklarının bulunduğu çöp kutumuza doğru kanatlanmayı hak ediyor.
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
