Kılıcı kınından çeker gibi çekersiniz silahı belinizden ve horozu gıdıklayıp abanırsınız tetiğe… İki, bilemediniz üç saniyede gerçekleşmiş bu olayı, saliseler sonra ortadan yarılmış klasik kovboy şapkasının saatte 40 kilometre ile esen rüzgarda salınması izler. Şapkanın yumuşak inişi yüzünüze bir tebessüm yayar, engel olamazsınız. Ardından gözlerinizi sırdaşınız ‘silaha’ çevirirsiniz… fakat o da ne? Bir pompalı tüfek! “N’aman Allah’ım!” nidaları içerisinde kendinizi en yakın su deposuna, kaktüse atarsınız. Vücudunuza giren onlarca diken dünyanın kaç bucak olduğunu öğrenmenizi sağlar. Böyle bir yerdir vahşi batı. “Öh!” demeyin, bakın at geçiyor. Rin Tin Tin…
- Köpek hacı o, yuh!
‘Vahşi Batı’ bir film yapımcısı için ‘başvurulası’ bir mekân (ya da ‘ayak basılası’ diyelim, TDK’den mahkemelik olmayalım). Ancak oyun yapımcıları bu yöne pek eğilim göstermediler. Yine de GUN gibi yapımlar gaza getirici oldu, devamı da geliyor… Oluşmakta olan bu yeni zincirin en son halkası Call of Juarez. “Ubisoft’un dağıttığı her oyundan hayır gelir abiciğim,” gibisinden bir mantığa dayanarak, şevkle kurduğumuz oyuna ufaktan giriş yapalım, çok ufak…
Oyun karakterlerinin resimlerinin dönüp dönüp karşımıza geldiği, sağda bir liste şeklinde hazırlanmış ve klasik öğeler barındıran menüyü geçip oyuna dalıyoruz. Her dâim canımızı sıkacak olan uzun yükleme süreleri, çeşitli hikâyeler ile daha canlı hâle getirilmiş. Yeni bir oyuna başladığımızda, örneğin, Billy’nin ağzından ufak bir hayat öyküsü dinliyoruz. Öyküyü sizlerle de paylaşalım: Billy, öz babasını çok küçük yaştayken kaybeder. Annesine bağlı olarak büyür, ancak henüz gençliğe eremeden için Hope’u terk eder ama sebep üvey babasıdır. Hope, adının hakkını veren, ufak ve umut dolu bir kasabadır. Billy, kasabanın içinden üç kişiye bağlar olayı, nefret ettiği üç kişiye: Şerif (hehe), üvey babası ve üvey amcası. Yıllar sonra döner kasabaya ve ilk giriş olaylı olur, üvey babasının çiftliğine gider. Çiftliğe yakın bir yerde iken sesler duyar… Burada Billy’i geçip Reverend Ray’a, yani Billy’nin üvey amcasına dönüyoruz. Kasabanın küçük kilisesinde görev yapan Ray, kardeşinin çiftliğinde olayların çıktığı haberini alınca koşar; çiftlik ateş almış, girişe “Call of Juarez” yazılmıştır. Kardeşini kanlar içinde bulur, başında ise Billy vardır. Korkan Billy tabana kuvvet koşmaya başlar. Ray ise öfkesinden çılgına döner; şerif de dâhil karşısına çıkan herkesi öldürür. Amaç Billy’yi yakalamak ve intikam almaktır.
Senaryo, görüldüğü gibi, iki kişi üzerine kurulu. Yapımcılar da böyle bir senaryoyu çift oyuncu desteği kullanarak değerlendirmişler ki, isabet olmuş. Benim hatırladığım, bu yapıyı en son King Kong’ta görmüştük. Ancak burada karakterler birbirine “kanlı bıçaklı” düşman (Abi, tamlamaya bakar mısın?). Bölümlere ayrılan oyundaki her etap değişikliği beraberinde yeni karakteri de getiriyor. Olaylar arasında kopukluk da yaşanmıyor. Örneğin; Billy’yi yönetip bir trene atlıyoruz, Ray bizi saniyelerle kaçırıyor, gidişimizi izliyor. Bölüm burada sona eriyor ve Ray’a geçiyoruz; bu sefer aynı zamanı bu karakter ile oynuyoruz ve Billy’yi trene atlarken görme ıstırabını bir defa daha çekiyoruz. Bu açıdan… birbirine düşman karakterleri yöneterek oyundan aldığımız zevki katlıyoruz.
Billy gençliğin verdiği enerji ile daha kıvrak hareket edebiliyor, biraz akrobasi, biraz dans… Ray ise bunamış gibi görünen eski bir kurt. Karakterler arasında bariz farklılıklar var. Billy’nin kırbacı meselâ… hoplayıp, zıplayıp halledemeyeceğimiz olayları şipşak çözüme kavuşturuyor. Ray’ın en büyük kozu ise ‘Konsantrasyon Modu’. Olay şu: Elinizde herhangi bir silah yok ve en azından on saniyedir hiç çatışmaya girmediniz. Önünüze âniden iki tane yarma çıktı; telaş yok, sakince, elde silah varmış gibi sol tuşa abanıyorsunuz (sakince abanmak?). Zaman yavaş akmaya başlıyor ve ekranın iki yanından birer tane imleç çıkıyor. Bu imleçlerden soldakini sol, sağdakini sağ fare tuşu ile yönetiyorsunuz. Arka arkaya bir, iki, üç… çok rahat bir şekilde atış tâlimi yapıyorsunuz. Yavaş akma durumu imleçlerin ortada buluştuğu anda sona eriyor ve tek hedefle, normal hızla oyuna devam ediyorsunuz.
UMUT’UN UMUTSUZ VAKALARI
Oyunun genel işleyişi insanı bir BBV(FPS)’den ötesine götürüyor. Çünkü amaç sadece yakıp yıkmak değil; evet, o da var aslında… Yalnız Billy ile oynarken bir macera havasına büründüğü de oluyor oyunun, ancak eğri oturup doğru konuşmak lâzım, Ray bizi aksiyona doyuruyor, öbür elemandan hayır gelmiyor bu konuda. Zaten oyunun büyük bir bölümünde silah kullanmıyoruz Billy’yi yönetirken; kuytularda muytularda gezip, ufak hırsızlıklar ile kaçışımızı sürdürüyoruz. Tüm bunların yanı sıra, bahsetmem gereken ufak bir etmen daha var. Oyun içinde oyun durumu yani: Düello. ‘Vahşi Batı’nın bu meşhur hâdisesi, Call of Juarez’de yer bulmuş ve hoş olmuş. Oyunun kimi bölümlerinde, genelde bizim için büyük engel teşkil eden şahıslara karşı silah çekiyoruz. Bu bölümleri oyun atıyor, biz seçemiyoruz. Belirlenmiş bir süre var; bu süre sonunda silahı en çabuk çeken ve ateş eden oyunu kazanıyor. Yapımcılar zevk alınası bu olayı daha da bir şenlendirmek için ağır akan zamanı burada da kullanmışlar.
Call of Juarez, çok harika görsellikler vaat etmemesine rağmen sistem canavarlığı yapıyor. Fakat birçok öğe dinamik; yani bir odun parçası doğasına aykırı davranıp yerde yuvarlanabiliyor. Kutular, O’ya göre moment alıp denklemi oluşturduğumuzda çıkan uzaklığa göre devriliyor. Ayrıca su, yakından bakıldığında çok hoş bir görüntü vermese de uzaktan, seyredilesi bir hâle geliyor, hele bir de gün batımı varsa… Bunların yanı sıra temaya uygun olarak seçilen müzikler olaya bağlarken, seslendirmeler ve ses efektleri hoş bir izlenim bırakıyor.
Sa(a)det: Değişken karakter yapısı, yalama olmamış teması, oyun içindeki ufak oyuncukları ile tadılası bir oyun Call of Juarez. Yiğit demişti, ben de diyorum: Hayvanlar da tadabilir…
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
