Oyun dünyasında nâdiren karşılaşılan durumlar vardır. Bir oyun yapımcısının yaptığı oyunun ne kadar satacağı hakkında düşünceli olması, umutsuzluğa kapılması, iyi neticeler beklememesi gibi. Bugbear Entertainment böyle bir durumun ortasındaydı işte. Kendileri bile FlatOut için “Bu kadar satacağı belliydi zaten; biz biliyorduk bunu.” diyemediler. Ünlü yarış serileri FlatOut’u araya alır, pastırma yapardı tabii. Ama beklenmeyen bir şey oldu ve FlatOut delice sevildi -yalan, ben psikopat gibi sevmiştim. PC kullanıcıları, özellikle konsolsuz kesim, BurnOut gibi bir oyunu sadece videolardan bilmeleri nedeni ile tam anlamıyla bağırlarına bastılar oyunu. Elbette aralarında farklar vardı, hem, hasar motoru oldukça çekici olan PC oyunları da vardı (bkz. Colin McRae serîsi). Yine de hasar motoru ile eğlence beraber olunca durum biraz daha bir farklı oluyordu tabii. Böylesine sevilen bir oyunun devamının gelmesi de sürpriz olmayacaktı zaten. Bu oyun da ileride kendini tekrarlamaya başlayacak mı bilinmez ama, gelenin gideni aratmayacağı kesin. Böyle bir oyunun incelemesinde ilk olarak neden bahsetmeli kestiremedim, o yüzden sıradan devam edeyim. Mesela “giriş filmi”? Oyunu duyduğumda ve çıkmasına az bir süre kala kafamda farklı filmler çevirmiştim. Karşılaştığımız film ise beklediğimden daha dandik bir kalitede olmasına rağmen itici gelmiyor. Oyunun üç ana turnuvasını ve karakterlerini öğrenmemizi sağlıyor video. Sonra menü geliyor. Ağır çekimde işleyen bir arka plâna eşlik eden rock tarzı müziklerle beraber şöyle bir tur atıyoruz menüde. Kendimize göre değişiklikler yaptığımız ayarlar bölümünü terk ederek oyuna bırakıyoruz kendimizi; bıraktık gitti.VUR GIRGIRI HAYATA! YA DA HAYATI GIRGIRA VUR; NE BİLEYİM BEN! NE YAPARSAN YAP İŞTE.Oyun modlarını incelemeye başladığım ilk anlarda oldukça şaşırdığımı söylemek zorundayım. FlatOut, neredeyse tamamı eğlence ağırlıklı bir oyundu, yeni ismi ile çoğu “Stunt Show”lardan oluşuyordu. İkinci oyunda ise eğlenceler, esas yarışların arkasında kalan molalar gibi. Yani bazı yarışların arkasından geliyorlar. Ufak bir eğlence molası diyebiliriz. Ve yine belirtmek lâzım ki, her zaman da gelmiyorlar. Elbette bunları söylerken Kariyer bölümünü kastediyordum. Bu durum kimileri için sevindirici olsa da, işi gırgıra vuranlar için çok da iyi sayılmaz. Bunu oyun için bir eksiklik olarak görüyorsanız -ki ben öyle gördüm- oyuna eklenen yeni yarış türleri sayesinde bu durumu hazmediyorsunuz. Örneğin Crashday’de silahlı şeklini gördüğümüz derbilerin oyuna da eklenmesi buna yardımcı oluyor. FO 2’de ise derbiler çarpışmadan ibaret. Tek amacınız karşınızdaki yedi kişiye karşı savaşmak ve en son adam olmak. Az önce sözünü ettiğimiz “eğlencelerin geri plânda kalması” olayına biraz değinelim. İlk oyunda sıradan yarışlar ağırlıklı değildi. Yani bir pist etrafında tur atmamız istenmiyordu çok fazla. Yeni oyun bu konuda biraz daha can sıkıcı. Yani can sıkıcı gibi… Ama bu sıradan yarışlar, sabit karakterler ile desteklenmiş. Ne bağlantı ama! Eğlence ağırlıklı oyunu iyi bir hasar motoru olan sıradanımsı bir oyuna çeviriyorsun, ama eklediğin yeni yarış türleri sayesinde eğlencenin eski dozunu yakalamasını sağlıyorsun. Bunun yanında sıradan yarışları sabit karakterler ile yapma imkânı sunarak oyuncunun oyundan kopmasını ve yahut sıkılmasını önlüyorsun. Takdire şayan bir politika izledikleri kesin yapımcıların. Oyunun işleyişi ilk bakışta karışık ve sıkıcı gelse de, zamanla eğlencenin eskisinden farklı olmadığını anlıyor insan. Aynı “eskisinden bir şey kaybetmeyiş” grafikler için de geçerli. Yine sıkı bir hasar motoru, yine bir etraf ile iç içelik… Yıkılabilir unsurlardaki artış oyuna grafiksel yönden çok büyük bir artı kazandırsa da, modellemelerin bazılarındaki “katılık” can sıkıyor. Örneğin ufak bir iş makinesine nitro kullanmıyorken vurduğunuzda hızınız canınızı sıkmayacak kadar azalırken, arabaları yıkamada kullanılan büyük fırçalar neredeyse durmanıza sebep olabiliyor. Bu gibi durumların görmezden gelindiğini varsayıyorum. Peki büyük tabelaların camımdan içeri girmesini bana nasıl izah edecekler, öyle değil mi?! Şaka bir yana, bu gibi aksaklıklarla ara sıra karşılaşsak da, oyunun o anki eğlence düzeyinden ya da başka bir şeyden, bilemiyorum, umursamıyoruz. Oyunun müzikleri ise belki de en iştah açıcı kısmı. Electronic Arts’ın NFS serisi için seçtiği müzikler ile kapışabilecek bir listesi var FO 2’nin. Megadeth, Yellowcard, Rob Zombie, The Vines ve daha birçok rock grubunun şarkılarını dinleme şansınızı bulduğumuz oyunun ses ve ses efektleri konusunda ise çok az, azıcık eksiği var. Bu ufak eksiklikler ise bazı durumlarda seslerin gelmesi gerektiğinden farklı gelmesinden ibaret. Birkaç arabanın girdiği bir kazada sorun çıkmazken, 5-6 arabalık bir kargaşada ses bayıltıcı oluyor. Bunu fark etmek çok zor, ama dikkat ederseniz bana hak vereceksiniz. Onun dışında da bir sorun yok zaten. Oyunun oynanabilirliğinde bir değişme yok; fakat “çeker” farklılıkları, arabadan arabaya farklı sürüş stilleri çıkmasına sebep olmuş. Yani 4 çeker bir araba ile dayanıklılık konusunda kendinizi garantiye alabiliyorsunuz. Ya da önden çeker bir araba ile kontrolü elden bırakmıyorsunuz. Arkadan çeker bir araba ile içinizdeki trafik canavarını, bir diğer deyişle hız delisini dışarı çıkarma şansınız da var.Sonuç ne şimdi?- İlk oyun ile gözümüzde bir “eğlence oyunu” imajı bırakan FlatOut, ikinci oyunu ile kendi benliğinden ve de imajından bir şeyler feda etmiş gibi görünse de tam gaz gidiyor.
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
