Size, en başından beri, bu kasım ayında bin bir çeşit oyun ile karşılaşacağımızı söyledik durduk. Nitekim sonbaharın bu eğlence dolu ayı bizleri yanıltmadı ve yepyeni bir yapım ile haklılığımızı bir kez daha ispât etti.. Çoğunuzun yakından tanıdığı (özellikle RYO sevenlerin ve Diablo oyuncularının) Hellgate: London, kısaca HL, nihâyet, deneme sürümünün ardından tam hâli ile kendisini gösterdi. Bakalım Blizzard'ın üç kaçak elemanı bizlere yeni nesilde nasıl bir RYO (RPG – Rol Yapma Oyunu) hazırlamış?..
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, en başta yapımcı firma, şu ana dek sıkça karşılaştıklarınızdan biri değil; yani oldukça yeni. İlk oyunları Hellgate: London ile bizlere geçmişteki o güzel RYO - Hack'n Slash yapımlarını bir arada toplamış, iyi bir oyun sunmak istemiş ve başarmışlar. Oyun boyunca RYO türü altında ÜBV (TPS – Üçüncü Bakıştan Vuruş) ve BBV (FPS – Birinci Bakıştan Vuruş) açılarından karakterimizi gördüğümüz gibi, Hack’n Slash yapma şansımız da oluyor. Bu, kendisini diğer RYO türlerinden çok rahat bir biçimde ayırmış durumda. Karşılaştırabileceğimiz tek oyun Diablo olacaktır ki, bu yazı boyunca kendisinden pek bahsetmek istemiyorum. Bu sebeplerden ötürü, bu yeni oyunu tamamen kendi içinde bölmeler ayırıp inceleyeceğiz.
Hellgate: London, günümüzden uzun bir zaman sonrasında, cehennem kapılarının açılması ile dünyaya saldıran şeytanlar ve onu durdurmak için ortaya çıkmış insan savaşçılar arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen bir savaşı konu alıyor. Hepinize çok basit gelmiştir muhtemelen; zaten oyun boyunca bunun ötesine de geçmiyoruz, geçemiyoruz. Öncelikle, oyunun başındaki ve çoğunuzun da bildiği müthiş bir sinematik ile bilgilendirildikten sonra, oldukça hoş hazırlanmış bir menü eşliğinde, direkt yeni oyuna dalıyoruz. İşte burada, çok hoşlanacağınızı düşündüğüm bir karakter menüsü sizleri bekliyor olacak. Nitekim bir RYO oynuyoruz ve bu denli bir karakter menüsü olmazsa olmazlardan. Çok genişçe olmasa da saç, sakal, boy, vücut, ten rengi gibi seçimlerimizi yapabiliyoruz. Karakteriniz, kadın ya da erkek ayırt edilmeden, surat seçeneklerinde bonkör davranmış. Hem hayâlinizdeki yüz biçimlerini çokça bulacaksınız, hem de bayanlarda küpe, piercing gibi şeylere, erkeklerde ise sakal imajına özen gösterebileceksiniz. Tüm seçeneklerin yeterli çoklukta ayarlanmış olduğundan emin olun… ancak, elbette her şey karakterin tipinden ibaret değil. Oyunda yöneteceğiniz karakteriniz için de türler, sınıflar var. Bunlar yeterli seviyede ve her birinin eksi (-) ve artı (+) şeklinde özellikleri var. Karakter türlerinden bahsedelim öncelikle:
BladeMaster: Çoğu RYO oyununda karşımıza çıkan bir tür. Adından da anlaşıldığı üzere kılıç ustası. Ateşli silahları kullanma konusunda pek yetenekli değil ama kendine has, kılıç gibi itemlere (dilimize geçirmiş gibi oluyoruz ama) sahip. Yakın dövüş için oldukça ideal.
Summoner: Yeni bir tür ve oldukça etkili. İşlerini genelde başkalarına(!) yaptıran güçlere sahip. Yani büyü ile yaratıklar canlandırıp ona yardımcı olmalarını sağlıyor. Yönetilmesi eğlenceli olabilir gibi.
Evoker: Ona ‘yeni nesil büyücü’ de diyebiliriz. Genelde silahlardan uzak durup, özel güçlere yakın oluyor. Ateş fırlatma, elektrik gibi bilindik güçleri kullanma özelliklerine sahip.
Marksman: Benim oyundaki favori türüm olup, ‘silahşor’ olarak nitelendirilebilir; yani ateşli silahları kullanmaya daha yatkınlar. Kullanabileceğiniz onlarca silah olmasına rağmen sizleri yakın dövüş malzemeleri olan kılıç ve kalkan ikilisinden mahrum bırakıyor. Yönetmesi en eğlenceli tür diyebilirim; ayrıca BBV severler için de şüphesiz en iyi seçim olarak gelecektir.
Engineer: Marksman’e yakın, ama daha fazla alet edevata sahip bir tür. Genelde patlayıcılar ve el bombaları kullanırlar. Güçlü diyebiliriz aslında.
Guardian: Oyunun en can alıcı türü. Sert ve güçlü yanları bir kenara, kendileri belki de oyundaki ana karakter olarak düşünülmüştür. Ona kaba bir biçimde ‘şövalye’ diyebiliriz; zîra yakın dövüşte hiçbir engel tanımıyor ve özel güçleri ile de dikkat çekiyor.
Gördüğünüz üzere, altı adet birbirinden farklı karakter seçeneğimiz var. Bunlardan size en yatkın olanını seçip oyuna girmenizi tavsiye ederim yoksa alacağınız zevk çok ama çok düşüyor; fazla düşünmeyin. Karakterimizi seçip oyuna girer girmez ne şu ‘seçilmiş kişi’ oluyoruz ne de önemli birisi. Arka sokaklardan birinde eli silahlı bir adamdan başka bir özelliğimiz yok. Yapmanız gereken, zamanla kendinizi göstermek. Ufak tefek görevlerden sonra oyunun ana görev bölgeleri olan istasyonların ilkine adım atıyoruz. Öncelikle istasyonlardan bahsedelim: Londra sokakları artık şeytanların oyun yeri olduğu için, insanlar yeraltı istasyonlarına sığınmış durumda ve bunlar genelde metro istasyonları olarak çıkıyorlar karşımıza. Bu istasyonlarda ana görevleri alacağımız karakterler bulunuyor. Ayrıca alışveriş için bir satıcı, sağlığınızı bedavaya yükseltmek için bir Medic, silahlarda Upgrade işlemi için de paralı makineler mevcut durumda. Hepsinden tek tek bahsedeceğim ama, öncelikle görevleri ele alalım: ‘Tab’ tuşunuz ile Mini Map açarak imleçleri takip edebiliyor, neyin nerede olduğunu daha iyi bir biçimde öğrenebiliyorsunuz. Üzerinde sarı soru işareti olan kişiler yan görevler aldığınız elemanlar iken, her istasyonda bulunan mor renkli soru işareti de ana görevinizi belirtiyor. Yan görevlerden Experience, yani deneyim kazanarak Level atlama barınıza destek oluyor, bunun yanında da para ve ekstra item kazanma şansı elde ediyorsunuz. Yan görevler genelde “Şuraya git, bunu öldür, şu malzemeyi bul ve getir,” türünden. ‘L’ tuşu ile de görev panonuza ulaşabiliyorsunuz. Görevlerden her an çıkma şansınız da var elbette.
DETAYLARDA SÖRF
Oyunun %75'lik dilimi yazılara dayalı olduğu için orta düzeyde bir İngilizce gerekiyor; aksi takdirde ne yapacağınızı şaşırabiliyorsunuz. Oyundaki mekânlara direkt geçiş için boyut kapıları mevcut durumda. Görev aldığınızda gitmeniz gereken boyut kapısı sarı renk oluyor. Böylece hedefinizin nerede olduğunu anlayabiliyorsunuz. Ana görevlerde ise daha zor ve karmaşık engeller sizleri bekliyor: çeşitli şeytanları yok etmeniz istenirken, başka bir ana görevde önemli silah ve parçaları toplamanız ya da bir belgeyi bir yerden bir yere ulaştırmanız isteniyor. Elbette yol boyunca karşınıza çıkacak şeytanların sayısı belli olmuyor. Tek sokakta yüzlercesi ile savaştığım anlar oldu desem, siz durumu çakacaksınızdır zaten. Bu yüzden karakterinizin güçlerine güvenmiyorsanız hemen atlamayın görevlere. Oyundaki satıcılar yine istasyon içinde ufak bir bölmeye sahipler. Pahalılık olduğu için para da önemli bir rol oynuyor oyunda. Çeşitli şeytanlardan elde edeceğiniz paralar, etrafa saçılmış kutu gibi yerlerden de temin edilebiliyor. Hiç olmazsa kullanmadığınız eşyaları satabiliyorsunuz. Makineler ise, dediğim gibi, Upgrade işlerindeki yardımcılarınız oluyorlar. Augmentrex 3000 adlı makine, size yüklü para karşılığı üç ayrı seviyede silah güçlendirme şansı sunuyor. Nano Forge ise oyundaki Upgrade itemlerini bir araya getirerek seçtiğiniz silah ya da zırhınıza Upgrade yapıyor. Her yeni Upgrade için bir ya da iki seviye atlamanız gerekiyor. Ayrıca De-Modificator da silahınıza eklediğiniz parçaları ayırmanız da yardımcı oluyor. Oyundaki silah Upgrade’leri sadece bu makinelerden ibaret değil elbette. Bulduğunuz ya da satın aldığınız şarjör, bateri, mekanik parça veya tüpleri silahınızın üstüne bırakarak ona yerleştirebilir ve güç artışı elde edebilirsiniz. Açıkçası oyuna ilk başladığımda silahım 36 Damage yapabilirken, şu anda 112 Damage yapma şansını elde etmiş durumda. Takacağınız bu eşyalar elbette iyice bakılınca ne şekilde ve hangi yaratıklara karşı ne tür güçler bulundurduğunu ve ekleyeceğini belirtiyor. Örneğin, sadece farklı şeytan türleri için bile eşyalar bulunuyor. Bunun yanı sıra Sniper için dürbün gibi malzemeler de yer alıyor. Yerleştirdiğiniz parçalar silah üzerinde görsel anlamda da kendini fark ettiriyor. Yani Bioshock’ta gördüğümüz gibi silahın görselliği üzerinde de değişiklikler oluyor. Oyundaki çoğu silah, zırh ya da itemi, şâyet gerekli seviyede iseniz, kullanabiliyorsunuz. Eski silahınızı çok güçlendirirseniz de, size uygun seviyede olmayacağı için elinizden uçabiliyor: bu konularda çok dikkatli olmalısınız. Her eşyanın üzerinde ne tür ihtiyaçlar gerektiği belirtiliyor ve bunlar genelde Strength, Willpower, Stamina ve Accucary güçleri ile ilgili. Oyundaki Level barınız ise, kaç puan sonra yeni seviyeye geçeceğiniz hakkında bilgi veriyor. Her yeni seviyede özel güçleriniz için 1, fiziksel güçleriniz için ise 5 Skill puanı elde ediyorsunuz. Bunları yavaş yavaş her özelliğinize dağıtınca, çok eşya kullanma gibi bir derdiniz de olmuyor. Her eşyayı bölerek farklı itemler çıkarmak gibi bir şansınız da var. Örneğin silahınızı parçalayarak çeşitli Upgrade eşyaları ortaya çıkarabilirsiniz; bu oldukça mantıklı bir seçenek. Kullanılmayan eşyalar genelde az para ettiği için bol bol bölünebilir.
Oyunda altı karakter türü var demiştik… her tür kendi içinde birbirinden farklı özel güçlere sahip. Bunların sayısı oldukça fazla olduğu için tek tek bahsedemeyeceğim fakat her biri karaktere özgü, orijinal yetenekler. Oyuna eklenen yetenek ağacı ise güçleri daha kolay tanıtıyor. Güçler birbirine uzanan dallar sonucu güçlenirken, savaş esnasında otomatik devreye giren yetenekler var, örneğin Marksman. Güç ve yetenek kullanımında ‘Willpower’ azaldığı için kısa süre sonra onlardan yoksun kalıyorsunuz. Bu yüzden bu yollara güvenmiyorsanız, Willpower özelliğinizi, her seviyede en az bir Skill puanı ile yükseltmenizi öneririm. Yeteneklerimizden bahsetmezsek olmaz: ‘Strength’ fiziksel gücünüzü, ‘Willpower’ özel yeteneklerinizi, ‘Accucary’ silahlarınız ile verebildiğiniz hasarı ve son olarak ‘Stamina’ sağlık ile hızınızı yükseltmeyi simgeliyor. Dediğim gibi, her 5 Skill puanında eşit bir dağıtma yapmanızı öneririm.
GRAFİKSEL TEZAT
Grafik ise HL'nin en büyük kozlarından biri. Daha kendini duyurduğu gün bile “Sisteminizi yenileyin,” çağrısı yapan Hellgate: London, muhteşem ötesi bir görüntü sunmasa da gerçekten hoş bir fizik motoruna sahip; detaylardan bahsedelim: şehir cehenneme dönmüş durumda ve bunu gerçekten iyi yansıtmışlar. Hava durumundan tutun da, caddelerdeki dağınıklığa kadar birçok detayı gözden geçirmiş yapımcı firma. Her yerde cehenneme ait çatlaklar ve alevler var, binalar ise darmadağın olmuş durumda. Çoğu zaten yıkılmış… işte bu yıkıntıları oldukça iyi hazırlamışlar, onu diyorum. Sonuçta bir RYO oyunu ve detaylar elbette sınırları zorlamıyor fakat oldukça iyiler. Elbette, kimileri durumu, tam aksine, yerden yere vurmuş durumda. Karakter tasarımları her ne kadar iyi olsa da seslendirmeler oldukça... ilginç. Pek bir özen gördüğüm söylenemez ses konusunda. Ama yaratıklara ait sesler vasatı aşıyor. Aynı şekilde, silahların da kendilerine ait efektleri var. Tasarım konusunu daha detaylı ele almamız gerekirse, biliyorsunuz ki HL birçok kamera açısından oynanan bir oyun. Bunun tek sebebi de, oyuncuya çok farklı seçenek sunma çabası. Silahlar ve itemler oldukça detaylı ve parlak hazırlanmış durumda. Yaratık modellemeleri ise bazen iyi bazen kötü şekilde görünüyor göze. Geneli ne olduğu belirsiz olsa da, geçmiş oyunlardan aşina olduğumuz tiplere sahip gibiler. Düşmanlar bin bir çeşit durumunda ve elit ya da normal gibi sınıflara ayrılmışlar. Daha oyunun yarısı olmadan onlarca farklı düşman çıkıyor. Her birinin kendilerine ait özellikleri mevcut ve seviye rakamları farklı. Özellikleri bir yana, oyunun ciddi anlamda bir ‘bug’ problemi var. Bunu zaten oyunun hemen ardından çıkarılan yama ile anlamak mümkün. Bazen karakterler kayboluyor ya da yarı vücut şeklinde duvara saplanıyorlar. Havada asılı kaldıkları, yerlere yatıran görüntüler de açığa çıkabiliyor. En kötüsü, karakterinizin tipi bambaşka bir hale gelip tüm tasarımı bozuluyor. Bunlar oldukça ciddi sorunlar. Fakat o yama ile bir bölümünü düzeltmek mümkün. Onun dışında ara sıra giren sinematikler çok iyi hazırlanmış. Fakat yine de video ayarları ile bol bol vakit geçireceksiniz. HL’yi son seviyede oynayabildim; açıkçası beklentileri çok da zorlamıyor. Bunu burada belirtmekte yarar var; HL tüm bunlarla sınırlı kalmıyor. Bir de… onanabilirliğin baymaması için bir Random Map özelliği hazırlanmış. Elbette bu terimi bilmeyenleriniz olabilir: Random Map, ne zaman olursa olsun, gerekirse aynı yerden bir daha geçin, her şekilde, başka bir harita ile karşılaşıyor olmanızdan ibaret bir özellik. Yani her seferinde yeni bir mekan, yeni bir heyecan diyebiliriz. Bu özellik ile ziyaret ettiğiniz bölgeleri tekrar görerek "Ha şurada bu var," şeklinde diyaloglardan kurtulmanızı ve her seferinde başka bir heyecan ile ilerlemenizi sağlıyor.
Artık cehennem temalı oyunlar ne denli tutulur bilinmez ama, şu oyun alemine RYO türü ve sevenleri için Hellgate: London ilaç gibi gelecektir. Sonuçta, eski dostlardan birer parça taşıması bir kenara, BBV modunu da hemcinslerinden farksız bir biçimde kullanmayı başarmış. Grafiksel anlamda bazen sizi sıkıntıya sokabilse de HL'yi oynadıktan ve o eğlenceyi aldıktan sonra bunu dert etmeyeceğinizi sanıyor ve umuyorum. Bu kasım ayının başka harika bir oyunu ile tekrar görüşmek dileği ile…
Hepinize iyi oyunlar…
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
