Eisenhower: Tarih özgürlüğün sorumluluğunu zayıfa ya da korkağa verecek kadar uzun değildirdemiş. İşte Medal of Honor: European Assault oyununun çıkış noktası bu sözlerle anlatılmaktadır. Gerçekten çok şey ifade eden bir söz. Oyunumuza da bu sözlerin getirdiği gazla başlamaktayız. Bildiğiniz gibi EA Games tutulan bir oyunun ardından devamını yapmakta hiç geç kalmaz. Assault serilerinin sonuncusu ve konsol platformları için geliştirilmiş Medal of Honor: EAyı (Electronic Arts ile karıştırmayın) sizler için incelemekteyim. Diğer oyunlar gibi konusu yine aynı olan oyunumuz malum olduğu şekilde 2. Dünya Savaşı'ndan manzaraları evimizin ortamına getirmekte. Şimdi neymiş bu 2. Dünya Savaşı demekten kendimizi alamıyoruz kesin. Oyunumuz 28 Mart 1942 Fransada St Nazarie adasının 2 mil dışında HMS Campletone mevkiinde başlamakta ve türlü ülkelerde -ki bunların arasında Rusya da var- devam etmekte. Etkileyici bir açılış sahnesinin ardından dumanların gözümüzü kör ettiği ve bombaların bir bir patladığı gemimizin içinde savaşa dahil oluyoruz. İşi gücü erlere sinirlenmek olan bir subayın bizi bağırarak ve uyararak kendimize getirmesinden sonra elimize silahı verdikleri gibi mücadelenin içine atıyorlar. Her an durulacağını düşündüğümüz silah sesleri inanın bana oyun boyunca susmayacak. Sürekli hareket içinde gözlerimizi kırpmadan ateş edip duracağız. Ateş etmek demişken kısaca kontrollerden bahsedelim. Diğer FPS oyunlarına nazaran daha kolay bir gamepad kullanımı olan oyunda iki analog tuşuyla yönlerimizi belirliyoruz. Yalnız PS2 yi yeni almış ve eli bilgisayar klavyesine alışmış arkadaşlar bir nebze zorlanabilirler. Bu da zamanla geliştirebilinecek bir yetenek..Yerdeki silahları elimizdekiyle değiştirme tuşu ise X. Bu arada size kısa bir tavsiye vereyim: Elinizden M1 Garandı düşürmeyin. Sniper kadar etkili olup tek mermiyle düşmanları geri tepmeksizin vurmamızı sağlıyor. Böylece uykusuz geçecek gecelerimizde, Ben bu askerleri temizlerim arkadaş sözlerinizi yerine getirmek daha kolay olacak. L1 tuşuyla nişan alıp, R1 tuşuyla da ateş ediyoruz. European Assault, 4 ana bölümden oluşmakta. Bunlar; Fransa, Kuzey Afrika, Rusya ve Belçika. Tam olarak 11 bölümden oluşmakta olup ana görevlerin yanına koyulan ek görevler oyuna bir nebze de olsa heyecan katabilmiş. Ek görevlerde de ana görevlerde aldığınız madalyaların tıpkısının aynısından almaktayız. Ek görevlerin bir faydası da bize inanılmaz çevre efektleri arasında daha fazla gezme fırsatı sunması. İşte burada da bir eksi olarak oyunumuz çabuk biten bir oyun damgasını yemekten kurtulamıyor. Yeri gelmişken bir yenilikten bahsetmek istiyorum. Oyuna ilginç bir özellik dahil edilmiş: Adrenaline. Bu özellik sayesinde sağ altta bulunan barın kırmızı renkle dolması sonucu, ekrandaki herşey bir anda yavaşlamaya başlıyor. Böylece daha isabetli ve zarar verici atışlar yapabiliyoruz. Sonuçta kökten bir yenilik değil ama gene de beğendiğimi söyleyebilirim. Bir diğer yenilik de etrafa rastgele konulmuş continuelar. Onları toplamanız, yere yığıldığınızda bile yarım canla kaldığınız yerden devam etmenizi sağlıyor. Böylece geçemediğiniz bölüme baştan bir daha başlama eziyetinden sizi kurtarmış oluyor. Bu özelliği Star Wars: Republic Commando oyununda da görmüştüm. Tabii orada bir makinenin içinde yaşama veda edip sonra yardımcılarınız tarafından şokla uyandırılıyordunuz. Bu benzerlik ilginç geldi. Ekran üzerinde yer alan seçenekler ise; mermi ve el bombası sayısı, sağlık barı( güzel olmuş) adrenaline barı ve askerlerimizin sayısı olarak ayrılıyor. Sağlık barının altında da yanınızda taşıdığınız sağlık çantaları gösterilmekte. Ne kadar fazla taşırsanız kendinizi iyileştirme şansınız o kadar artar. Bir de el bombalarını kolay harcamamanızı tavsiye ederim. Nedeni ise ileriki safhalarda artan asker sayısını bertaraf etmekte zorlanmanız ve burada el bombasına ihtiyaç duymanız. Sağlık barı da yukarıda belirttiğim gibi hoş olmuş. Sağlık barının içinde nereye gitmeniz gerektiği ve yönettiğiniz askerlerin nerelerde konuşlandığı bulunmakta. Bu da lineer çizgide ilerlediğimizin bir kanıtı. Yani yeniden bir GTA gibi bir oyun gelmiş mi acaba hayallerine kapılmayın. Herşey önceden tasarlandığı gibi ilerlemekte. Bu da oyunun kolay ve çabuk bitmesine yol açıyor. Ayrıca bitirdiğinizde de bir daha oynar mıyım? sorusu kafanızda bırakın yer almayı aklınıza gelmeyecek bile. Bitti mi o zaman at gitsin şarkıları söylediğinizi duyar gibiyim.:) Bu arada bu oyunda da asker yönetme özelliği kullanılmış. Bu da AI(yapay zeka) üzerinde çalışıldığını gösteriyor ama 40 fırın ekmek yemeleri gerekiyor. (Tabi o kadar ekmek bulabilir ve onları yeyip şişmanlamazlarsa. Neyse hallerine acıdım gidip bakkaldan kaşar peynirini ben alayım. :). Hele hele F.E.A.Rın demosunu oynayan arkadaşların bu oyundan pek memnun kalmayacağına eminim. Yine de düşmanlar saklanıyor, nişan alıyor, sizi zımbalıyor ve kaçıyorlar. Ama ağabeyiniz her zaman olduğu gibi kaçan kovalanır hesabı hepsini eşşek cennetine yollamayı ihmal etmedi.:) Sizin askerlerinize ise emirler vererek ayak işlerini yaptırıyorsunuz. Yardımınıza koşan askerler düşman öldürmekte zayıf kalsa da diğer gerekli işleri halletmenizde size yardımcı oluyorlar. Ayrıca ekibinizi bölümün sonuna canlı götürebilmeniz madalya sayınızı arttırmanıza etken oluyor. Grafikler üzerinde durmak istediğim birkaç nokta var. Şaşırtıcı şekilde çevre efektleri üzerinde inanılmaz uğraşılmışken, insan çizimleri üzerinde sıradanlık göze çarpıyor. Yapılan bazı hatalar sonucu oluşan görüntüler insanın yüzünde gülücükler açmasına yol açıyor. Birbiri içine geçen askerler, etraftaki nesnelerin içine geçen askerler ve daha neler neler. Ayrıca diğer oyunlarda olduğu gibi çevre faktörleriyle iletişim haline giremememiz de bir başka eksi. Bu zamanda hemen hemen her oyunda bu özellik kullanılmakta. Neden EA games gibi profesyonel bir firma bunları yapmaz aklım almıyor. Daha önce yaptıkları spor oyunlarında gerçeğe yakın yüz çizimleri biraz da olsa burada da kullanılmış. Ama özen gösterilmemiş. Sesler ve müzikler ise tam anlamıyla olağanüstü. Dolby Digital ses efekti kullanılan oyunda inanılmaz müzikler, bizi savaşın göbeğine götürmekle kalmıyor bir de savaşmamızı sağlıyor. Er Ryanı Kurtarmak , Pearl Harbor gibi filmleri çağrıştıran bestelerin profesyonel ellerden çıktığı hemen belli oluyor. Ayrıca her bölüm öncesi ve sonrası gösterilen siyah-beyaz renderlanmış filmler ve sesler eşliğinde oscarlık sahneler sunuluyor.( Fazla abarttım...). Silah sesleri, askerlerin çırpınışları, bombaların gürültüsü birebir oyuna aktarılmış. Bu da oyun sırasında kendimizi bir çırpıda kaptırmamıza yol açıyor. Özellikle yakın temas çok etkili. Hangi delikten bir asker çıkacak da benim vücudumu kurşunla dolduracak diye heyecanla beklerken arkanızdan çıkan düşmanın size selam demesi, hem yerinizden hoplatıyor hem de cenazeniz için davetiye çıkarmış oluyor.:) Sonuç olarak, European Assault oynanabilirliği iyi denecek kadar yüksek bir FPS savaş oyunu. Alınıp oynanmakta ve bize bıkkınlık veren 2.Dünya Savaşı sahnelerini bir daha yaşamakta fayda var. Multiplayer özelliği sayesinde aynı ekranda 4 farklı kişiyle oyun oynama zevkini de size veren Medal of Honor: EA en azından müzikleri ve çevre grafiklerinin şaheserliği için alınıp oynanmayı hakediyor. O zaman ne duruyoruz kuşanın silahları dağa çıkıyoruz, pardon adaya olacaktı...:)
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
