Singularity bilimkurgu türünde, korku öğeleri barındıran bir FPS oyunu. Önce her ne kadar başka oyunlardan esintiler taşısa da, orjinal bulduğum senaryosundan bahsetmek istiyorum Singularity'nin.
Radrasyon? Mutantlar? Lan?!
Korkmayın korkmayın. Her ne kadar bu klasik ikili senaryonun bir parçası da olsa, tek konu bu değil. Hikayeye oyunun başında, hikayeye bizi ısıtan mükemmel hazırlanmış bir video izliyoruz. Soğuk savaş zamanlarında, Rusya lideri Stalin, atom bombasının ABD'ye sağladığı gücün farkında olarak, ülkesini yeniden bir süper güç haline getirecek olan Uranyum kaynakları için araştırmalara başlamıştır. 1951 yılında Rusya'nın doğusunda Katorga-12 adında bir ada keşfedilir, Stalin tarafından bilimadamları adayı araştırmaları için görevlendirilirler. Ama adada bulunan şey Uranyum değil, ondan kat kat güçlü bir element'tir: E-99. Adaya daha fazla destek gönderilir, neredeyse sınırsız gücü olan bu elementin araştırılması için pahalı tesisler kurulur. Ne var ki araştırmalar başta iyi gitse de, '55 yılında adada bir facia meydana gelir. Olay hemen Rusya hükümeti tarafından örtbas edilir, ada haritadan çıkarılır, tüm dünya adanın varlığını unutur, ta ki 2010'da bir Amerikan uydusunun, denizin ortasında olağandışı radyoaktif dalgalar saptamasına kadar. Hemen olayı araştırması için bir askeri ekip gönderilir, ve bilin bakalım ekip helikopterlerinin birinin içinde kim var? Biz!
Oyunda Nate Remko isimli bir Amerikan askerini canlandırıyoruz. Remko ada açıklarında helikopterdeyken, bir radyasyon patlaması sonucu adaya düşüyor ve burada kontrolü biz ele alıyoruz. Hikayeden daha fazla bahsedip oyunun tadını kaçırmak istemiyorum açıkçası.
Oyun başlangıçta standart bir FPS gibi başlıyor. Orda burda ses kayıtları, projeksiyonlar bulup hikayeyi anlamaya çalışırken, bir yandan da daha sonra anlayacağınız bazı esrangiz olaylardan kaynaklanan flashback'lerden (aslında timeback'ler demek daha doğru) bulunduğunuz yerde elli yıl önce neler olduğunu öğreniyorsunuz. Başlangıçta, adada tamamen yalnız olduğunuz hissini Singularity çok güzel yansıtıyor, buna ordan burdan fırlayan yaratıklar eklenince her köşeyi daha temkinli dönmeye başlıyorsunuz. Tabii bu yaratıklarla savaşmak için silahlarınız da var, oyunda ilk bulduğunuz silah bir revolver iken daha sonra silahlar çeşitleniyor. Bu silahlarların en şahanesi, Seeker adlı özel bir silah. Seeker'ın özelliği atıldıktan sonra ağır çekimde yönetilen bir kurşunu bulunması. Wanted'a doyamayanlar için birebir. Bu silahların tümünü oyun boyunca karşınıza çıkan Weapon Locker adlı mini istasyonlarda upgrade edebiliyorsunuz. Augmentor isimli başka bir istasyon ise aynı şekilde karakterinizin özelliklerini geliştirmenizi sağlıyor. İlk yarım saatin sonunda elimize geçen, Singularity'yi standart FPS atmosferinden çıkaran bir 'silahımsı'mız var ki, şimdi biraz ona değinmek istiyorum.
Biz zaman kontrolü var diye gelmiştik?
O zaman doğru yere geldiniz. TMD, yani Time Manipulation Device isimli bu aletin ana özelliği, nesneler için zamanı ileri veya geriye alma. Bu özelliği kullanarak hurda halindeki bir ilk yardım dolabını eski hale getirip içindeki paketleri alabilir, kırılmış bir merdiveni eski haline getirip tırmanabilir veya duvardaki silinmiş yazıyı eski haline getirip okuyabilirsiniz. Hatta, bu özelliği bir düşman üzerinde kullanıp onu bir iskelete çevirebiliyoruz. TMD zamanla alacağınız upgrade'lerle daha farklı özellikler de kazanıyor. Mesela Impulse özelliğiyle düşmanlarınızın üzerine bir şok dalgası göndererek onları parça parça edebilir, Statis özelliğiyle HL2'deki Gravity Gun'ı kullanır gibi nesneleri çekebilir, atabilir, Chronolight özelliğiyle gelecekteki ayak izlerinizi görüp gitmeniz gereken yeri çözebilirsiniz. Aynı zamanda TMD'yi kullanarak, zamanda geçitler açmanızı sağlayacak zayıflıkları genişletebilir, böylece zamanda yolculuk yapabilirsiniz!
TMD Combat'ları çok eğlenceli kılıyor. Kullanabileceğiniz çeşitli silahlar varken elinizde, bir de bunlara TMD'nin özellikleri eklenince gayet renkli savaşlar çıkıyor ortaya. Köşeyi döner dönmez karşınıza çıkıp sizi korkutan zıpçıktı düşmanı şoklayarak öldürebilir, hemen arkasından geleni bir iskelete çevirebilir, ısrarla arkadan bölük halinde gelmeye devam eden düşmanlar için zamanı yavaşlatıp kafalarına birer kurşun sıkabilir, tam bu sırada üzerinize gelen roketi yakalayarak sahibine şutlayabilirsiniz.
Artılar, eksiler
Oyunda birçok düşman çeşidi olması da bir artı. İnsan askerlerle savaşabileceğiniz gibi adada radyasyona maruz kalıp farklı farklı özellikler kazanmış olan envai çeşit mutant'a karşı savaşıyorsunuz.
Singularity'de etrafta bulduğunuz ses kayıtları ve notlar size 1950 yılındaki faciayı yaşatırken, projeksiyonlar ise o zamanla ilgili çeşitli bilgiler veriyor size. Özellikle retro bir stilde hazırlanan projeksiyonlar harika olmuş. Ayrıca bir odaya girdiğinizde, benim timeback dediğim şeyi, o odada 50 yıl önce olmuş şeylerin 'hayaletini' görebiliyorsunuz yer yer. Bu olaya bayıldım. Oyun tam olarak korku türünde olmasa bile, özellikle oyunun başlarında, gerçekten beni sandalyemden hoplatan anlar oldu. Oyunun seslendirmeleri de gayet iyi. Artık birçok oyundan alıştığımız Rus aksanlı İngilizce oyun boyunca konuşmalara hakim. Ses efektleri neredeyse kusursuz. Bunlar sizi oyunun içine çeken etmenler.
Ehem, biraz da kötü yönlerinden bahsedelim oyunun. Oyunu ilk defa açtığımda, her zaman yaptığım gibi grafik ayarlarını yapmak ve altyazıları açmak üzere ayarlar menüsüne girdim. Grafik ayarlarına girdiğimde oldukça şaşırdım, birkaç seçenek dışında genel bir grafik ayarı yoktu. İkinci şoku da ses menüsüne girdiğimde yaşadım, altyazı seçeneği yoktu! Böyle bol diyaloglu, videolu bir oyuna altyazı seçeneği koyulmaması çok enteresan. İkinci yakınacağım nokta da, TMD'nın çevreyle etkileşimi. Etkileşim o kadar kısıtlı ki bir odada sadece birkaç nesne TMD'nin zamanı geri/ileri sarma özelliğinden etkileniyor. Bu bulmacaları o kadar basitleştiriyor ki, hiç düşünmeden çoğu bulmacayı çözüveriyorsunuz. Grafikler kesinlikle olması gerektiğinden kötü, kaplamalar yakından bakıldığında rezalet hatta. Her ne kadar başka oyunlardan esintiler taşısa da, bana göre orjinal olan kurgu, iyi işlenmemiş, oyun ilerledikçe daha bayık, daha çizgisel oluyor.
Genel olarak, kötü yanlarına rağmen, Singularity kendini - biraz can sıksa da - zevkle oynatmayı başarıyor. İkinci bir Half-Life veya Bioshock beklentisinde olmayın ama, bilimkurgu-FPS türündeki oyunlardan zevk alıyorsanız bu oyunu oynamalısınız derim.
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
