Kuşkusuz, oyunların en iyi olması gereken yanı, eğlendiriciliği ve oynanabilirliği. Tamam, belki True Crime GTA'ya benzeyen yapısıyla birçoğumuzu uzun süre eğlendirebilir ancak oyunun kontrollerinin oyuncuların ne kadar süre tahammül edebileceği türden oldukları konusunda fazla ümitli değilim. Öncelikle, silah kullanırken krize girip duracağınızdan eminim, çünkü farenizin hassaslığını ne kadar yükseltirseniz yükseltin, hedefi hareket ettirmek ciddi parmak kasları istiyor. Bunun için olsa gerek, shift tuşunu "hedefe kilitlenme" tuşu olarak ayarlamışlar ve biz de fareyi hareket ettirmeye gerek kalmadan shift tuşu ile doğrudan hedefe kilitlenebiliyoruz. Ateş etmek için farenin sol tuşu yerine F tuşunu kullanmayı hangi tasarımcı akıl etmiş onu da sormak lâzım, yenilik yapmaya mı çalıştı acaba? Bu arada, hedefe kilitlenme tuşunun her zaman avantaj sağladığını düşünmeyin. Bir masumun yanındaki suçluyu vurmak istiyorsanız ve hızlı olmanız gerekiyorsa, anî bir hareketle shift'e basıp ardından ateş ettiğinizde, hedefin masuma kilitlendiğini fark etmemiş olacaksınız ve masanızdaki bir bardak soğuk suyu içmek yerine monitöre dökeceksiniz. İddialı konuşmayalım, ama yapanlar var. Hareket kombinasyonları konusunda oyunun içeriği oldukça geniş. Yumruk ve tekme atma konusunda oldukça fazla alternatifimiz var ve güçlü yumruk atmak için combo da yapabiliyoruz. Yerdeki adama üst üste tekme atmak, birine arkadan yaklaşıp çaktırmadan çelme takmak, elemanları kovalarken arkalarından yaklaşıp Gazman edasıyla uçarak üzerlerine çullanmak, duvarın üzerinden ileri doğru atlarken ateş etmek, duvara yapışıkken anî bir hareketle hedefe ateş etmek ve ardından yine duvara yapışmak gibi birçok güzel hareket ve estetik de bizleri bekliyor. Hani kolay oyunlardan alınan zevk oranı, oyun çok kolay olmamak suretiyle daha yüksek olur ya, sanırım yapımcılar da bu durumu göz önüne alarak True Crime: New York City'i neredeyse hiç ölmeden tamamlayabileceğimiz derecede kolay yapmış. Karakterimizin sağlık seviyesi, ekranın sağ tarafında bir vücut olarak görünüyor ve seviye azaldıkça kellemizden aşağıya çizgi iniyor. Ayağa geldiğinde ölüyoruz, ancak ayağa gelene kadar yıllar hayatlar biter. Bu bakımdan oyun bana biraz Cüneyt Arkın, Rambo gibi tek başına tüm dünyayı devirebilecek güçteki kahramanları hatırlattı, onlarca kurşun yiyoruz ancak yine de ayaktayız. Bunun tersine, yakın dövüşte tek yumruk yediğimizde yere düşüveriyoruz fakat ölmüyoruz. Kurşun yerken istifi bozmadan yürümeye devam ederken de, Terminator'deki ölümsüz robotu hatırlamamak elde değil. Böyle bir herif, kurşunlara bile yenik düşmeyen adam, iki yumruk attığında yoruluyor ve ayrıca açlığa da yenik düşüyor. Oyun GTA'ya bu kadar çok benzemek zorunda mıydı? Zaman ilerledikçe, enerjimiz azalıyor ve enerji tazelemek için şehirdeki lokantalardaki yemek yiyoruz. Ayrıca, yorgunluk kavramı da mevcut ve yakın dövüşlerde kısa sürede bitkin düşebiliyoruz. Sanırım, 2004 yılında çıkan ilk oyundan bu yana geliştirilen en önemli nokta grafikler. Gerçi, grafiklerin de GTA: San Andreas ile yarışır düzeyde benzer olduğunu inkâr etmek doğru olmaz. Hâtta yoruma lüzum yok, San Andreas'ın grafikleri nasılsa True Crime: New York City'ninkiler de öyle. Çağın gerisinde kalmış, daha iyi olabilirdi, bir sürü hikâye. Ses efektleri ve seslendirmeler konusunda göze batan hiçbir eksiklik yok. Karakterimiz Marcus'un tipinin ve sesinin San Andreas karakteri Carl Johnson'a deliler gibi benzediğini de göz önüne alırsak, bu işte bir bit yeniği var. Müzikler ise tahmin edebileceğiniz gibi Amerikan zenci müziği diyebileceğimiz türden hip-hop tarzda hazırlanmış, kimine göre güzel, bana göre ise mide bulandırıcı müzikler. Yine de "ıptıs ıptıs" tadındaki berbat müziklerden iyidir. Çıkışının ardından aylarca oynanan ender oyunlardan biri olan GTA'nın kopyalarının yapılacağı kaçınılmazdı, ancak True Crime'ın devamının GTA'ya bu derece benzer olması bizleri üzdü. Sıkıldık artık bu tip oyunlardan, yaratıcı yapımcılar istiyoruz!
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
