Orange Box ilk elime geçtiğinde şöyle düşünmüştüm: “50 YTL’lik bir paketin içinde ikisi eski de olsa beş tane tam oyun olmasına imkân yok; olsa olsa birkaç tane üzerinde uğraşılmamış modu oyun diye satacaklar.” Ama öyle olmadı. Episode 2 ve Portal’dan kendilerine ait diğer yazılarda bahsedeceğim, ama bu yazının tamamını küçük bir mod gibi gözükmesine rağmen son yılların en iyi multiplayer FPS’lerinden olan Team Fortress 2’ye ayırıyorum.
Aslında Team Fortress(TF)’la tanışmamız sekiz yıl öncesine kadar gidiyor. Tamamen Valve yapımı ve Half-Life ile birlikte planlanmış bir oyundu. İlk çıktığında da bir simülasyon sayılmazdı tabii, ama insanları eğlendirmeye yetmişti. Ta ki Counter-Stirke ortaya çıkana kadar. CS’deki simülasyon havası tüm oyuncular tarafından sevilmişti ve harita yapımının kolay olması, sürekli geliştirilebilmesi gibi özellikleri oyunu bu zamana kadar canlı tuttu. Ama oyuncular artık tek düze oynanıştan ve iyice eskiyen grafiklerden sıkılmıştı. İşte tam bu anda Valve eski bir arkadaşı tekrar canlandırmaya başladı.
Yukarıdaki paragraftan da anlayacağınız gibi, Team Fortress tamamıyla tek düzelikten uzak olması hedef alınarak yapılmış bir oyun ve bu hedefe tüm özellikleriyle başarıyla ulaşmış. Peki, nedir bu özellikler? Bir kere oyunun sadece ekran görüntülerine baktığınızda da anlaşılacağı gibi oyunun grafikleri ciddiyetten tamamıyla uzak cell-shade renderlar kullanılarak yapılmış. Ve bu grafikler hâlâ Source Engine kullanılarak yaratılmış; kaç yıl önce kodlanan bir motorun nasıl bu kadar değişik ve güzel işler çıkarabildiğini görmek harika (Unreal Engine 3 de dört yıllık bir motor). Tüm karakterler sanki çizgi film karakterleri gibi modellenmiş ve animasyonları bunlara göre düzenlenmiş. Animasyonların başarısını tüm karakterlerin her silahı için değişkenlik gösteren e-mote’larıyla anlayabilirsiniz; oyun içinde bir silah seçip G’ye basın ve izleyin diyorum sadece. İlk başta basit gelen grafikleri incelediğinizde aslında en son teknolojiyi kullandığını görebiliyorsunuz; HDR ışık efektleri, her karaktere özgü mimikler gibi. Özellikle heavy weapons guy ardı ardına frag aldıkça suratına yayılan gülümsemenin aynısının da pişmiş kelle gibi sizin suratınızda durduğunu fark edince oyunun görsel yanının başarısını anlıyorsunuz.
SAVAŞAN KARAKTERLER
Oyunun eğlenceye katkısı olan diğer bir özelliği ise sesler. Müzikler kesinlikle 80’lerde yapılmış o uyduruk ajanlık ve aksiyon filmlerinden alınmış ve dinlerken bile gülümsemeye başlıyorsunuz. Ama seslendirmelerin yanında müzikler hiç kalıyor. Tüm karakterlerin ırkları ve ülkeleri farklı olduğu için hepsinin kendine özgü aksanları ve kendine özgü deyişleri var. Örneğin demoman bir İskoç ve sürekli kafası iyi olduğundan, İskoçya’ya özgü şeylerden bahsediyor. Hepsinin yardım çağırma şekilleri farklı ve tek tek özenle kaydedildikleri çok belli oluyor. Karakterlerden bu kadar bahsetmişken hepsinden biraz bahsedelim ki oyunu aldığınızda (kesin alın bak) yabancılık çekmeyesiniz.
Scout: Oyunun en hızlı karakteri. Tüm diğer karakterlerden iki kat hızlı koşabiliyor ve zıpladıktan sonra havadayken tekrar zıplayabiliyor. Silahları güçsüz olmasına rağmen kimse onlara nişan alamadığı ve beyzbol sopalarıyla tek vuruşla adamı yerine oturttukları için gerçekten görünce biraz korkabilirsiniz.
Soldier: Bildiğiniz, standart, saldırı için yaratılmış karakter türü. Bir adet devasa roket atarı, bir pompalı tüfeği ve ne işe yaradığı bilinmez küreği var. Roketatarı her türle işe yarıyor tabii, ama genelde 3-5 kişinin ortasına oturtunca çok daha iyi oluyor. Pek ekstra özelliği olmayan, sırf öldürmek isteyenler için biçilmiş kaftan bir karakter.
Pyro: Oyunun en yıkıcı karakteri; bir alev makinesine sahip ve 30 saniye ateşlerse görüş açısında kim varsa yakabiliyor. Ama eğer aranızda bununla on metre fark varsa tamamıyla zararsız kedi gibi bir karakter oluveriyor. Hiç sevmedim bunu ben, ama kullanan da çok güzel kullanıyor.
Medic: Oyunun healer’ı. Milletin canını yükseltmekten başka pek bir işlevi yok. İlk "silahı" insanları iyileştirmek, diğer silahı da taramalı tüfek şeklinde iğne atan bir silah. Yakın dövüş için kullandığı silahsa bir testere (evet galiba Valve’dekiler de çocukken doktordan korkarmış). Ancak bu ırkın öyle bir özelliği var ki, strateji kuran bir takım için bulunmaz nimet değerinde: Eğer birini 2 dakika boyunca durmadan heal'lerse onu ölümsüz yapabiliyor ve o karakter tam üç dakika boyunca ölümsüz kalıyor.
Heavy: Oyunun tankı diyebileceğimiz karakter. Bir minigun’ı, bir pompalı tüfeği ve yakın dövüş için yumrukları var. Bu minigun’a gerçek anlamda âşık ve frag aldıkça aşkını anlatırcasına kahkaha atmaya başlıyor. Tek kötü yanı çok yavaş olması; bir scout arkadan gelip ensesine iki tane vursa aynen yatıyor. Ama bir medic onu ölümsüz yaparsa, anam anam…
Engineer: Strateji kurarak oynayanların göz bebeği. Bu karakterin uyduruk bir pompalısı ve bir tane de İngiliz anahtarı var. Ama asıl özelliği kurduğu sabit silahlar, dispanser, ve teleport noktaları. Sadece bir tane sabit silah seçeneği var, ancak bunu düşen silahlardan veya dispanserlerden aldığı metalleri kullanarak geliştirip güçlendirebiliyor. Bu silahların kendi yapay zekaları var ve en son seviyeye ulaştığında düşmanı tek atışla alabiliyor. Tek kötü özelliği ise silahı kurduktan sonra yan gelip yatmaktan başka bir şey yapamaması. Silah size puan topluyor, siz sadece silahı korumaya çalışıyorsunuz; e bu da zamanla sıkıcı olabiliyor tabii. Ama ne olursa olsun benim favori karakterim bu.
Spy: Üzerinde en çok uğraşılmış karakterlerden biri de spy. Spy karşı takımdan istediği karakterin kılığına girebildiği gibi 30 saniyeliğine görünmez de olabiliyor. Elindeki kelebekle düşmanları sırtından bıçaklayarak tek vuruşta alabiliyor. Ayrıca engineer’ın kurduğu tüm silahları onlara fazla yaklaşmadan ve kamuflajını bozmadan yok edebiliyor. Ancak herhangi bir silah kullandığında görünmezliği ya da kamuflajı yok oluyor, o zaman da tek sıkımlık canı kalıyor zaten.
Sniper: Standart keskin nişancı. Belli bir süre dürbünde kalırsanız bir bar doluyor ve yüzde yüze ulaşınca tek atışla her karakteri öldürebiliyor. Açıkçası, genelde hızlı oynanan haritalar üzerine kurulmuş bir oyunda biraz insanı sıkabiliyor, ama gerçekten profesyonellerin karşısına çıkmak da cesaret istiyor.
Demoman: Patlayıcılar üzerine yoğunlaşmış bir karakter. İki çeşit silahı var. Birincisi el bombası atan bir silah. Attığı bombalar düşmana değer değmez -ya da değmezse birkaç saniye içinde- patlıyor. Duvarlardan sektirerek engineer’ın kurduğu silahları yok etmekte bir numara. Diğer silah ise, bombaları istediğiniz yerlere atıp oraya yapıştırıyor. Tam birileri geçerken de patlatıveriyorsun, oh tek tıklamayla 10 frag birden kazanıyorsun.
Oyunda Control Point, Deathmatch, Capture The Flag gibi bazıları klasik, bazıları bu oyuna özel modlar var. Diğerlerinden farklı olarak Control Point’te kusursuz bir takım oyunu şart. Bu modda bir takım süre dolmadan belli noktaları kontrol altına almaya, diğer takım ise savunmaya çalışıyor. Bu modun bir de belli noktaları değil geniş alanları kontrol altına almaya çalıştığınız başka bir alternatifi daha var ki, bence oyunun en zor modu o.
Oyunu öve öve bitiremedik, grafikler mükemmel, oynanış harika, sesler şahane ama bana kalırsa bir multi-player oyunda olabilecek en büyük eksilerden birine sahip. Serverlarda çok fazla ustalaşmış oyuncular var ve bir rütbe sistemi olmadığı için isteyen istediği server’a girebiliyor. Profesyonel oyuncular bazen sıkıntı verecek kadar üstünlük sağladığından oyun sizi bunaltabiliyor. Bir diğer eksi ise oyunda başarılı olmanın tek yolunun takım çalışması olduğu modlarda kimsenin takım çalışmasını umursamaması. Herkes sanki deathmatch haritasındaymış gibi frag alırken, sadece birkaç kişi yapması gerekeni yapıyor. Oyunda da takım çalışmasına teşvik eden bir şey olmayınca bu durum daha da kötüye gidiyor. Daha iyi anlamak için lütfen haritanın en can alıcı noktasına silah kurmak isteyen bir engineer’ın, onu kimse korumadığı için sürekli öldüğünü ve onu kontrol eden bendenizin geçirdiği sinir krizlerini düşünün.
Oyunu olabildiğince detaylı anlatmaya çalıştım, daha anlatamadığım çok fazla ayrıntı var, ancak onları da oynadıkça keşfedeceksinizdir. Team Fortress 2 kesinlikle Orange Box’ı uzun vadede ayakta tutan tek oyun ve kesinlikle almalısınız. Bu ses ve grafiklerden ibaret değil, tamamen eğlenceyle alakalı…
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
