Halk arasında dolaşan bazı söylemler vardır, “Efsaneler ölmez.” filan gibi -bazen geri dönebiliyorlar, o da var-. Bunlar genelde, takdir ettiğiniz üzere, büyük çapta yankı uyandırdıktan sonra sönen olgular için söylenir. Aynı olay, bilgisayar dünyasında da öyledir; hâliyle araba üzerine kurgulanmış oyunlar içinde de efsaneler mesken tutmuştur. Evet, ‘efsane’ belki biraz iddialı bir kelime ama anlatılmak istenenin büyük bölümünü karşılıyor, evet, neyse… Kış uykusuna yatan ufak bir ayımız vardı bizim, Test Drive; hatırlıyoruzdur büyük ihtimalle -şimdi, cümle kuramıyorum ya ben, kasıldınız, içinizden kötü şeyler geçmeye başladı; biliyorum ben-. İşte o “efsanevâri” oyun, bomba gibi geri döndü. Şu cümle için kastım biraz, sıktım sizi, affınıza sığınarak ve şükrederek -girişi geçiyoruz, sabırsızlık bastı da üzerinize afiyet- huzurlarınıza Test Drive Unlimited’ı sürüyorum.
ORTAYA KARIŞIK
Öncelikle oyun hakkında biraz konuşalım arkadaşlar… TDU, zihnimizde yer edinmişliğine şüphe duyulmayan bazı oyunlardan ufak parçalar taşıyor. Oyunu oynarken Crazy Taxi’yi, GTA’yı, Need for Speed’i, Race Driver’ı filan hatırlamanız çok da zor olmuyor. Yazının ilerleyen bölümlerinde bunun sebebi kendiliğinden gün yüzüne çıkacak, o yüzden buraya sıkıştırmayacağım… Şimdi, yavaşça oyuna giriyoruz: Oyun, hâyli basit bir menü ile geliyor. Ancak bu basit menüye erişmeniz için öncelikle bir profil oluşturmanız gerekiyor. Evet, bu kadar basit bir işlemi söyledim ama bir saniye… bu profil oluşturma işlemi daha önce şahit olduklarımızdan biraz daha farklı işliyor. Girişi yaparken kullanıcı adınız ile birlikte GameSpy üyeliğinizi de girerseniz oyunun çok oyunculu bölümünden faydalanabiliyorsunuz. TDU, eşine rastlamanın çok zor olduğunu savunurken hiç çekinmeyeceğim bir çok oyunculu tarza sahip. İlk olarak bundan bahsedebiliriz, evet. Eğer bu koşulu sağlayacak bir giriş yaparsanız Hawaii’nin altını üstüne getirme işini İnternet üzerinden yapabilirsiniz.
Hawaii dedim, evet. Oyunumuz, Amerika’nın güzide turizm bölgelerinden biri olan, yanılmıyorsam 22 adadan oluşan 50. eyalette geçiyor. Bu bölgenin tamamı oyuna aktarılmış ve serbest dolaşma gibi büyük bir pasta oyuncular önüne serilmiş. Gerçekten büyük olan bu haritanın gerçektekinden büyük faklar arz ettiğini hiç sanmıyorum. Zîra oyunda kullanılan GPS sistemi bunu destekliyor. Oyunun herhangi bir anında haritaya başvuracağınız zaman devreye GPS destekli büyük bir uydu haritası çıkıyor. Uydu haritası sözü çok absürd kaçabilir belki ama görenlerin bana hak verme olasılığı oldukça yüksek. Haritanın ulaşamadığınız kısımlarında bile ne olduğunu az çok görme şansınız oluyor bu teknoloji sayesinde. Ancak bu derece büyük bir haritada oynarken üşengeçlikler boy gösterebiliyor. Şöyle ki, oyunda daha önce lastik yakmadığınız bir yere ışınlanamıyorsunuz, yani sürmek zorundasınız. Hâl böyle olunca oyuncular da bir yarış için o kadar yol tepmenin anlamsız olduğunu düşünmek gibi bir gaflete düşebiliyor. Kendimden biliyorum yani, tecrübe ile sabit.
PEKİ BU HARİTADA NASIL ŞEYLER YAPABİLİYORUZ?
Oyuna başlarken bir karakter seçiyoruz ve o karakter ile Hawaii’ye geliyoruz. Burada araba kiralayıp ev tutuyoruz, sonrasında da nam salmaya başlıyoruz. Yaptığımız yarışlarda aldığımız derecelere göre cebimizi şenlendiriyoruz. Yarışları tekrar tekrar yapma şansımız var, yani birincilikle bitirdiğimiz bir yarışı tekrar yapıp aynı derece ile sonlandırırsak yine para alabiliyoruz, belirtmekte fayda vardı, fena mı ettim? Neyse efendim, bunun yanı sıra -gerçekte var olmayan- prestijimiz için mankenlere, sporculara vs. taksicilik yapıyoruz. Bu iş için misafirimizin bir sabrı, yani kırılma noktası ve süre önünüze sürülüyor. Bu noktada, barındırdığı renklilik ve eğlence ile akıllarda ufak bir bölgeyi işgâl etmiş olan Crazy Taxi’yi hatırlamamak mümkün olmuyor maalesef. Yarışların ve taksiciliklerin dışında ‘taşıyıcılık’ gibi ciddi görevler de yer alıyor. Bu görevler bir arabanın, bölgenin uzak bir noktasına kazasız belasız taşınmasının istenmesinden başka bir şey değil. Yapımcılar insâfa gelip bu görevlere süre sınırlaması koymamışlar ancak görev sonunda alacağımız hayvanî miktar, biz arabayı vurdukça hızla aşağıya düşüyor. “Aman sen de, ne kasacağız? Olmazsa baştan deneriz sarı yiğenim…” diye bir savunma öne süremiyorsunuz maalesef; çünkü bunlar tek-denemelik(?) görevler, yani ikinci bir şansınız yok. Yapamazsanız harbiden şey etmiş oluyorsunuz ama Ctrl+Alt+Del gibi güzide ‘kombo’larımıza abanmak da çare arz ediyor olabilir. Bu da bir noktada hilekârlık oluyor ve acizâne, bendeniz nefret ederim. Şunu da belirtmekte fayda var ki, bu görevler seviye atlamanız için büyük önem teşkil ediyor. Yarışların değinmek istediğim özellikleri var, araya sıkıştırayım onları da: Her yarış aynı seviyede gitmiyor; demek istediğim farklı tarzda yarışlar mevcut. Kimi yarışlarda zaman, kimilerinde hız, kimilerinde de sıralamadaki yer ön plana çıkıyor.
Oyunda lisansı alınamayan bir araç yok; daha doğrusu lisansı alınamadığı için değiştirilip önümüze sürülen berbat ötesi bir alet yok. Otomobil piyasasında oldukça güzel mevkîlerde bulunan markaların yanında yine kaliteli karma mağazalar bulunuyor. Ayrıca bilmeyen arkadaşlarımız için belirtmekte fayda var; oyunda sadece otomobil bulunmuyor, motosikletler de emrimize âmâde. Ama motosiklet olayına girmeniz için biraz ilerlemeniz, aşmanız gerekiyor. Geçiyorum…
SONA KALIP ÖNE ÇIKANLAR
Aslında yazının başlarında belirtmem gereken bir takım şeyleri sona sakladım, hayır unutmadım. Burada yazarsak belki daha karizma olur da düşündüm de… farkındayım, saçma biraz. Neyse, oyunda satın aldığımız otomobillere, satın alma işlemi sırasında ufak çaplı makyajlar yapabiliyoruz. Bunlar için seçime göre, doğal olarak, cepten biraz daha fazla çıkış yapıyorsunuz; bu bir. İkincisi, oyun sırasında seviye atlıyorsunuz ve seviyenize göre girebileceğiniz yarış sayısı da değişkenlik gösteriyor. Yarışlara girebilmeniz için kullandığınız otomobilin sınıfı da etkinlik gösteriyor. Bu bağlamda garajınızın (satın aldığınız her evin bir garajı oluyor ve bir noktadan sonra arabalarınızı sokmak için başka evler de satın almak zorunda kalıyorsunuz) farklı sınıflardan arabalarla dolu olması her yarışta yer alabilmeniz için şart oluyor. Üçüncüsü, oyun esnasında fotoğraf çekebilmeniz ve kafanıza göre yarış düzenleyebilmeniz. Bunlar için varsayılanda “P” ile ulaşabildiğiniz Pause menüsünü kullanıyoruz. Dördüncüsü ve sonuncusu, karakterimizi tepeden tırnağa giydirebiliyoruz ve bunun için taksicilik neticesinde aldığımız kuponları kullanıyoruz. Ayrıca evimizde suratımızı, saçımızı filan tıpkı bir RPG oynar gibi değiştirebiliyoruz. Unuttuğumuz bir şeyin kalmaması için kendimi zorlayarak değerlendirmelere geçiyorum.
TDU, detaylı bir grafik ayarlama paneline sahip değil. Yine de her sisteme göre uygun bir yol bulunuyor. Bu, sistemi en az üç senelik olan arkadaşları heyecanlandırmasın, çünkü oyunu zevk alarak oynamak için iyi bir sistem şart. Ancak oyunu oynarken alacağınız tat, oldukça tatmin edici oluyor. Beni bitiren en hoş nokta teller oldu; yol kenarlarındaki direkler arasında ahenkle dans ediyorlar; hoş, o kadarı fazla, genleşme de bir yere kadar ama… hoş görelim. En önemli nokta ise oyundaki hissettiricilik. Araçlar, lisans sebebi ile dağılmıyor yine ama trafikler için ufak bir hasar motoru geliştirilmiş. Kaza sonrası aracınızın o çarpışmadan sıyrık almadan çıkması bazen çok komik oluyor; çünkü siz kazanın gerçekçiliğine o kadar kapılmış oluyorsunuz ki, aracınızın ölümsüz olduğu aklınızdan uçup gidiyor. Aynı şekilde kaldırımlar, yol kenarları vs. hepsi kontrolde ve görünürde bâriz şekilde etkinliğini gösteriyor. Oyunun, her arabada ayrı ve gerçekteki ile uyuşan sesleri oyuncu üzerinde hoş bir etki bırakıyor. Bunun yanı sıra GTA’dakilere benzer bir radyo sistemimiz var.
Detaylı kontrol sistemine alışmak pek zaman almıyor ama dönüşlerde filan biraz ustalaşmak için oyunu yaklaşık beş saat oynamanız gerekiyor. Hayır, bazen durup simülasyon oyunu filan oynuyoruz sanıyorum ben, hatta “Çıkarın lan beni Race Driver’dan!” diye aptal aptal söylendiğim bile oluyor. Çıkarmayacaklar mı artık?..
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
