Nihayet yazıyorum... Aslında Yiğit yüzünden uzun süre mahrum kaldım bu eylemden. Zaten demolarımı da aldı. Bir sürü oyun var, inceleyeceğim diyor. Ama ne demişler; "Yiğidi öldür hakkını yeme.". Evet, Yiğit'i öldürmeyeceğim tabiî ama hakkını da yemeyeceğim. Koptu gidiyor zaten, bir de rakip oluyor bana haklı olarak. Ama kendileri "süper ötesi" bir editördür; nitekim incelemem için oyun vermesi de bunu kanıtlıyor. Gerçi bu, O'nu bir yükten kurtarıyor ama, olsun... Şimdi Yiğit'ten, verdiği oyuna kayıyorum: ToCA Race Driver 3. Eh, birçoğunuzun bu ToCA denen seriyi bildiğini sanıyorum, ama en kötü ihtimalde bile aşinalık vardır. Şunu söylemeliyim ki, her seri, bir konu üzerine kuruludur -nerden nereye geçtik-. Örneğin; Need for Speed serisi, sokak yarışları ve polisler üzerinde; Colin McRae Rally serisi, asfalt ve toprak yarışları üzerinde ustalaşmıştır. Bunların yanı sıra gelip geçici ve oyalayıcı nitelikler taşıyan Juiced, S.R.S., Xpand Rally gibi oyunlar da türemiştir. Ama niyetim, otomobil oyunları tarihçesi ile çileden çıkarıcı nitelikte bir inceleme yapmak değil. Bu yüzden, neredeyse bütün dalları kendinde toplayarak çok farklı bir oyun olma özelliğini taşıyan ToCA serisinin son oyununda ufak bir gezintiye çıkalım.
Serînin ilk oyununu oynayanlar biliyordur zaten ama hatırlatmakta fayda var. Bu oyuna dair en iyi şeylerden biri "geç yarışı, al parayı, bitir oyunu" tarzına kendini tamamı ile kaptırmamış olmasıydı. Sözü senaryoya getirmek istiyorum; hani şu babasının izinden yürüyen ve onu kalbinde yaşatan, bir zamanlar ufak olan ama şimdi kazıklaşan adamın hikâyesi var ya, işte o... Evet, hatırladınız umarım. Bu şekilde başlıyordu oyun. İlk oyun bu içeriği ile beğeni kazanmış, grafiği ve hasar motoru ile göz doldurmuştu. İkinci oyun ile birlikte grafikler biraz daha gelişmiş ama hasar motoru -nedense- pek beğenilmemişti. Artık serînin üçüncü oyunu elimizde ve diğer iki oyundaki hataları bir nebze de olsa örtebilecek gibi görünüyor.
Oyuna ilk adım attığınızda kısa, oyun içeriğini sunan -yani havasını atan- bir video seyrediyorsunuz. Ardından kaydınızı oluşturup oyunun içine atıyorsunuz kendinizi. Burada gözünüze çarpan başlıklardan ilki World Tour. Burası size bağlı olarak ilerlemeyen, kendi kuralları olan, opsiyonel seçeneği az bir bölüm ki oyunda ilerlemek isterseniz işiniz burası ile. Her türlü turnuvayla karşılaşabiliyorsunuz. Bu turnuvalarda yol seçimi olması beklenemez tabiî ama araba da seçemiyorsunuz ya da çok az bir seçenek oluyor. Yapılacak yarışlar için sıralama turlarına katılıp katılmayacağınız size bağlı. Her turnuva 2-5 yarış içeriyor ama bu sayı ilk zamanlarda genelde 2 veya 3 oluyor. Yapılan yarışların tur sayıları için de aynı şeyleri söylemek mümkün. İkinci başlık ise Pro Career. Burası da turnuvalar ile dolu olan bir bölüm ve girilebilen turnuva sayılı. Buradan yarış sayısı az gibi bir sonuç çıkarmayın. Tam tamına '177' tane kupa, ellerinizi bekliyor. Dilerseniz direkt tekmeyi basıp ağırlığınızı koyar, Simulation Modes bölümüne girersiniz. Ardından açılması gereken öğeleri görüp gerisin geri geldiğiniz yere geri dönersiniz. Sizi temin ederim ki turnuvalar sıkıcı değil. Yine vebal altına girmek istemem, yarışı geçemeyince 'biraz' delirebilirsiniz. Simulation Modes hakkında söylenmesi gereken pek bir şey yok aslında. Tek kişilik yarışların ve çok oyunculu -alt tarafı 2 oyuncu oluyor ve üstü yok- yarışların yanı sıra internet üzerinden oynamak için de bu bölümü kullanmak zorundasınız.
Oyunda Rick denen artist bir danışmanınız ve yardımcınız var. Oyuna ilk girdiğiniz andan itibaren her zaman yanınızda yer alıyor. Yarışın ortasında bile gevezelik yapıyor. "Lan bi' sus da yarışımıza bakalım!" diyesi geliyor insanın bazen. Ayrıca yeni karşılaştığınız yarış türleri hakkında bilgiler veriyor, böylece aydınlanıyorsunuz. Bunların yanında yarışlardaki durumunuza göre değerlendirmeler yapıyor. Her ne kadar 'sabit ve tek düze' değerlendirmeler olsa da şöyle bir silkinmenizi sağlıyor bazen. Rick, iyi düşünülmüş bir ayrıntı; en azından yardımın nerden geldiğini biliyorsunuz...
Yorumlar
İlk Yorumu Sen Yapabilirsin!
